AB Tasarım Hukukunda Yeni Dönem: 1 Temmuz 2026 İtibarıyla Reformun Getirdiği Başlıca Değişiklikler

Tasarım Başak Karmutoğlu - 01.09.2026 [email protected]

Avrupa Birliği tasarım hukukunda uzun süredir devam eden reform sürecinde, 1 Temmuz 2026 itibarıyla yeni bir aşamaya geçilmiştir. Yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan tasarım sisteminin günümüz teknolojik gelişmelerine, özellikle dijital tasarımlara ve 3D baskı teknolojilerine uyarlanmasını amaçlayan değişiklikler, tasarım korumasının kapsamından başvuru ve tescil süreçlerine, onarım amacıyla kullanılan yedek parçalardan transit hâlindeki ihlalci ürünlere kadar birçok alanda önemli değişiklikler getirmektedir. Reformun temelini, 18 Kasım 2024 tarihinde yayımlanan ve Birlik düzeyindeki tasarım sistemini yeniden düzenleyen 2024/2822 sayılı Tüzük ile üye ülkelerin ulusal tasarım hukuklarını uyumlaştırmayı amaçlayan 2024/2823 sayılı Direktif oluşturmaktadır. Sonrasında ise 19 Mart 2026 tarihinde 2026/137 sayılı Yetki Devrine Dayanan Tüzük (EUDDR) ile 2026/138 sayılı Uygulama Tüzüğü (EUDIR) yayımlanmıştır. Bu düzenlemeler ile yeni sistemin uygulanmasına ilişkin ayrıntılı usul ve uygulama kuralları belirlenmiştir. Son olarak, 30 Mart 2026 tarihinde Avrupa Birliği tasarımlarına ilişkin (kodifiye edilmiş) 2026/715 sayılı Tüzük (EUDR) yayımlanmış; söz konusu Tüzük, 1 Temmuz 2026 itibarıyla 2024/2822 sayılı Tüzüğü yürürlükten kaldırmıştır. İlgili düzenlemelerin esas amacı, tasarım hukuku sistemini günümüz ihtiyaçlarına uygun hale getirmek ve özellikle teknolojik gelişmeler de göz önünde bulundurularak modern ve dijital dünyada da tasarımları güvence altına almaktır. Bununla birlikte, reform paketinin diğer ayağını oluşturan 2024/2823 sayılı Tasarım Direktifi bakımından üye ülkelerin ulusal hukuklarını Direktif’e uyarlamaları için öngörülen son tarih 9 Aralık 2027'dir.

Reformla Getirilen Başlıca Değişiklikler

1. Tasarım Kavramı ve Terminoloji Açısından

Yeni düzenlemelerle birlikte, daha önce kullanılan “Topluluk tasarımı” (Community design) ibaresi güncel AB terminolojisiyle uyumlu hâle getirilerek “Avrupa Birliği tasarımı” (European Union design) olarak değiştirilmiş ve böylece tasarım hukuku terminolojisinin AB marka sistemiyle uyumlaştırılması sağlanmıştır.

Bunun yanı sıra reformla birlikte tasarımın tanımı da genişletilmiştir. Buna göre tasarım, bir ürünün tamamının veya bir parçasının özellikle çizgiler, konturlar, renkler, şekil, doku ve/veya malzemeler olmak üzere ürünün kendisinin ve/veya dekorasyonunun özelliklerinden kaynaklanan ve bu özelliklerin hareketi, geçişi veya diğer her türlü animasyonunu da içeren görünümü olarak tanımlanmıştır. Görüldüğü gibi, yeni düzenlemelerle birlikte tasarım tanımı açıkça hareketi, geçişleri ve animasyonu da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Böylece tasarım koruması, statik görünümlerle sınırlı olmaktan çıkarılarak, tasarımın özelliklerinin zaman içinde hareket, geçiş veya animasyon yoluyla değiştiği görünümleri de kapsayabilecek hâle getirilmiştir. Yine yeni düzenlemeler ile ürün tanımı da hem fiziksel hem de fiziksel olmayan öğeleri kapsayacak şekilde değiştirilmiştir. Buna göre, ambalajlar, eşya setleri, bir iç veya dış ortam oluşturması amaçlanan eşyaların mekânsal düzenlemeleri, birleşik bir ürüne monte edilmesi amaçlanan parçalar ile grafik çalışmalar veya semboller, logolar, yüzey desenleri, tipografik yazı karakterleri ve grafik kullanıcı ara yüzleri ürün kapsamına dahildir. Tasarımların hareket, geçiş ve animasyon gibi özellikleri de koruma kapsamında değerlendirilebildiğinden, başvuru sırasında video, görüntü ve 3D modelleme gibi modern dijital formatlarla tasarımın temsil edilmesine imkân tanınmıştır. Bununla birlikte, koruma yalnızca başvuruda açıkça temsil edilen görünüm özelliklerini kapsayacaktır.

2. Tescil Başvuruları Açısından

Reformla birlikte başvuru sistemi merkezileştirilmiştir. Önceki düzenlemlerde, AB tasarımı başvuruları EUIPO'nun yanı sıra üye ülkelerin ulusal ofisleri veya Benelux Design Office aracılığıyla da yapılabilirken, yeni düzenlemeyle başvuruların doğrudan EUIPO'ya yapılması öngörülmüş ve ulusal ofisler aracılığıyla başvuru imkânı kaldırılmıştır.

Başvuru tarihinin belirlenmesine ilişkin şartlar da basitleştirilmiş ve bu noktada tasarımın açıkça tanımlanmasına odaklanılmıştır. Başka bir ifadeyle, koruma talep edilen konunun açıkça belirlenebilir olması gerekmektedir. Tasarımın gösterimi, koruma talep edilen konuyu açıkça belirlediği sürece, nötr bir arka plan ve belirli bir görüntü kalitesi artık başvuru tarihine ilişkin şartlar arasında yer almamaktadır. Ayrıca, başvuru ücretinin başvurunun yapılmasından itibaren bir ay içinde ödenmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra, tasarımın konusunun daha açık şekilde ifade edilebilmesini sağlamak amacıyla başvuru kapsamında en fazla 10 statik görünümün sunulmasına izin verilmektedir.

Çoklu başvurular bakımından da önemli bir değişiklik yapılmıştır. Tek bir başvuruda artık 50 tasarıma kadar yer verilebilmekte ve tasarımların birlikte başvurulabilmesi için artık bunların aynı Locarno sınıfına dâhil olmaları gerekmemektedir.

Yine yeni düzenlemelerde, hükümsüzlük nedenleri arasında yer almasının yanı sıra, tescil başvurusuna ilişkin ret nedenleri arasında da Paris Sözleşmesi’nin ikinci mükerrer 6. maddesi kapsamında korunan kamu amblemleri ve işaretleri ile üye ülkelerde özel kamu yararına sahip sembollere yer verilmiştir.

Erteleme ücretinin ödenmemesi bakımından da değişikliğe gidilmiştir. Yeni düzenleme uyarınca, erteleme talebinde bulunulması hâlinde erteleme ücretinin başvuru aşamasında ödenmemesi, başvurunun reddedilmesine yol açmaktadır. Ayrıca, 30 aylık erteleme süresinin sonunda yayımlama artık otomatik olarak gerçekleşmektedir. Yayımlamanın engellenebilmesi için tasarım sahibinin erteleme süresinin sona ermesinden en az üç ay önce tasarım tescilinden açıkça vazgeçmesi gerekmektedir.

3. Sembol Kullanımı Açısından

Tescilli AB tasarım hakkı sahipleri artık ürünlerini, tasarım korumasının bulunduğunu gösteren yeni bir tasarım tescil sembolü olan “ işaretiyle gösterebilecektir. Sembolün kullanımı, üçüncü kişilerin ürünün tasarım koruması altında olduğunu fark etmelerini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.

4. Koruma Kapsamı Açısından

Yeni düzenlemeler, yapay zekâdan da yararlanılarak 3D yazdırma teknolojilerinin giderek daha yaygın biçimde kullanılması karşısında, tasarım hakkı sahiplerinin korunan tasarımlarının hukuka aykırı şekilde kopyalanmasını etkili biçimde önlemek amacıyla, hak sahiplerine, korunan tasarıma tecavüz eden bir ürünün üretilmesini sağlayan herhangi bir ortam veya yazılımın oluşturulmasını, indirilmesini, çoğaltılmasını ve kamuya sunulmasını yasaklama hakkı tanımaktadır.

Bunun yanı sıra, tescilli AB tasarımının sahibi artık, üçüncü ülkelerden Birliğe getirilen ve tescilli tasarıma tecavüz eden ürünlerin, serbest dolaşıma sokulmamış olsalar dahi, Birliğe girişini ve Birlik topraklarından transit geçişini engelleme hakkına sahiptir. Ancak beyan sahibi veya ürünlerin sahibi, tasarım hakkı sahibinin, ürünlerin nihai varış ülkesinde piyasaya arzını hukuken engelleyemeyeceğini kanıtlarsa bu hak sona ermektedir. Tasarım hakkı sahibine sağlanan bu genişletilmiş koruma ile, ihlal teşkil eden ürünlerin transit yoluyla AB'ye veya bir üye ülkeye sokulması engellenmekte ve AB içerisinde tasarım hakkının uygulanması daha etkin ve uyumlu hâle getirilmektedir.

5.Hükümsüzlük Prosedürü Açısından

Hükümsüzlük prosedürüne ilişkin düzenlemeler de öngörülebilirliği ve hukuki güvenliği artıracak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Hükümsüzlük başvurularında, ileri sürülen hükümsüzlük sebebine göre sunulması gereken iddia ve deliller daha açık şekilde belirlenmiştir. Süresi dolmuş veya terk edilmiş tasarımlara karşı hükümsüzlük talebinde bulunanların meşru menfaatlerini ortaya koymaları gerekmektedir. Ayrıca, önceki tasarımlara dayanan hükümsüzlük taleplerinin, söz konusu tasarımın kamuya ne zaman sunulduğundan bağımsız olarak ileri sürülebilmesine imkân tanınmıştır.

Yine hak sahipliğine ilişkin yargılamaların daha etkin yürütülmesini sağlamak amacıyla, önceki bir hakkın sahibi, hükümsüzlük talebinde bulunmadan önce tasarımın tesciline açıkça rıza göstermişse, artık tasarımın hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği düzenlenmiştir.

Bunun yanı sıra, önceki hakların çevrim içi olarak belgelendirilmesine imkân sağlanmış; delillerin tercümesinin ise yalnızca talep edilmesi hâlinde sunulması öngörülmüştür. Hükümsüzlük prosedürlerinde kullanılacak belgelerin dili ve rüçhan hakkının ileri sürülmesine ilişkin kurallar da daha açık hâle getirilmiştir.

Ayrıca, belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde hükümsüzlük başvurularının öncelikli olarak incelenmesine yönelik yeni bir usul getirilmiştir. Bu usul, hükümsüzlük başvurusunun EUDR m. 27/1-(b) ile m. 6 ve/veya m. 7’ye birlikte dayanılması ve hakkında hükümsüzlük talep edilen tescilli AB tasarımı sahibinin başvuruya karşı savunma sunmaması hâlinde uygulanmakta ve başvuruların daha hızlı sonuçlandırılmasına imkân sağlamaktadır.

6.Onarım İstisnası Açısından

Onarım hükmü (repair clause) bakımından ise yeni düzenleme, daha önceki düzenlemede geçici nitelikte öngörülen istisnayı kalıcı hâle getirmiştir. Buna göre, birleşik bir ürünün görünümünün tasarımına bağlı olan yedek parçaların, ürünün orijinal görünümünü yeniden kazandırmak amacıyla münhasıran onarım için kullanılması hâlinde tasarım hakkı sahibinin bu kullanımı engellemesine imkân tanınmamaktadır. İstisnanın uygulanabilmesi için de ayrıca tüketicilerin, onarım amacıyla kullanılacak parçanın ticari menşei ve üreticisinin kimliği hakkında usulüne uygun şekilde bilgilendirilmesi gerektiği açıkça düzenlenmiştir.

7.Münhasır Haklara Getirilen Sınırlamalar Açısından

Tescilli AB tasarımından doğan münhasır haklara getirilen sınırlamalar genişletilerek, reformla birlikte bir ürünü tasarım hakkı sahibine ait olduğunu belirtmek veya ürüne atıfta bulunmak amacıyla kullanım ile yorum, eleştiri ve parodi amacıyla kullanım da açıkça koruma kapsamı dışında bırakılmıştır. Bununla birlikte bu kullanımların, dürüst ticari uygulamalarla bağdaşması ve tasarımın olağan kullanımına gereğinden fazla zarar vermemesi de gerekmektedir. Ancak bu noktada, bir tasarımın yorum, eleştiri veya parodi amacıyla kullanımının uygulamada hangi koşullarda bu kapsamda değerlendirileceğinin belirsiz olduğu ileri sürülmüştür. Zira bir tasarımın ihlalinden söz edilebilmesi için, karşılaştırılan tasarımların bilgilenmiş kullanıcı üzerinde aynı genel izlenimi bırakması gerekmektedir. Parodinin temel özelliğinin ise, mevcut bir eseri çağrıştırmakla birlikte ondan “açıkça farklı” olması olduğu kabul edilmektedir (ABAD, C-201/13, para. 20).

Sonuç olarak, tasarım reformuyla AB tasarım hukukunun, teknolojik gelişmeler ve tasarımcıların ve işletmelerin değişen ihtiyaçları doğrultusunda daha modern, dijital ve kullanıcı dostu bir yapıya kavuşturulmuş olduğu söylenebilecektir. Reformla birlikte tasarım korumasının kapsamı genişletilirken, başvuru, yenileme ve hükümsüzlük gibi usullere ilişkin düzenlemeler de sadeleştirilerek sistemin daha etkin ve öngörülebilir hâle getirilmesi amaçlanmıştır.