Renk İsimleri Marka Tescilinde Tanımlayıcı Nitelik Oluşturur Mu? Genel Mahkeme’nin T-56/25 Sayılı “ROSE” Kararı

Marka Başak Karmutoğlu - 08.07.2026 [email protected]

Renklerin marka olarak tescili konusunda çeşitli tartışmalar bulunmakla birlikte, Avrupa Birliği Genel Mahkemesi’nin “ROSE” kararı, marka hukukunda özellikle renk adlarının kelime markası olarak tescili bakımından önem taşımaktadır. Karar, “rose” ibaresinin (pembe rengi ifade eden kelime) giyim, ayakkabı ve başlık ürünleri bakımından tanımlayıcı nitelikte olup olmadığı ve buna bağlı olarak tescil engeli oluşturup oluşturmadığı sorusunu ele almaktadır.

  • Uyuşmazlığın Arka Planı

Dava, Rose Bikes GmbH tarafından Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi’ne (EUIPO) yapılan “ROSE” ibareli kelime markası başvurusunun reddedilmesi üzerine açılmıştır. Başvuru, Nice Sınıflandırması’nın 25. sınıfında yer alan giyim eşyaları, ayakkabılar ve başlıkları kapsamaktadır. EUIPO inceleme uzmanı, başvuruyu 2017/1001 sayılı Avrupa Birliği Marka Tüzüğü’nün 7/1-(b) ve 7/1-(c) maddeleri uyarınca reddetmiş ve bu karar, Temyiz Kurulu tarafından da onanmıştır. Temyiz Kurulu, ilgili tüketici kesimi bakımından değerlendirmenin Avrupa Birliği'ndeki genel tüketici kitlesinin İngilizce ve Fransızca konuşan kesimlerinin işareti algılayışı esas alınarak yapılması gerektiğini belirtmiştir. Nitekim “rose” ibaresi hem İngilizce’de hem de Fransızca’da pembe rengi ifade etmektedir. Bu sebeple tek bir kelimeden oluşan marka başvurusunun ilgili tüketici kesimi tarafından yalnızca pembe rengi işaret ettiği sonucuna varılmıştır. Kurul ayrıca, pembe renginin 2017/1001 sayılı Tüzük'ün 7. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi anlamında uyuşmazlık konusu malların bir özelliğini oluşturduğunu ve bu nedenle markanın tanımlayıcı nitelik taşıdığını değerlendirmiştir. Zira bir yandan söz konusu malların renklendirilmesi, bu malların seçimi ve satın alınmasında belirleyici bir kriter oluşturabilmekte ve işletmelerin ürünlerini sunarken dikkate aldığı önemli bir unsur niteliği taşımakta; diğer yandan pembe renk, giyim eşyaları, ayakkabılar ve başlıklar bakımından keyfî veya önemsiz olmayan, esaslı bir özellik oluşturabilmektedir. Nitekim Kurul’a göre, bebek giysileri tipik olarak pembe veya açık mavi renkte olmakta, pembe renk ise gençler ve yetişkinler tarafından da sıklıkla kullanılmaktadır. Temyiz Kurulu, başvurusu yapılan markanın ayırt edici niteliği bakımından ise, markanın kaynağından bağımsız olarak ilgili tüketici kitlesi tarafından, uyuşmazlık konusu malların pembe renkte olduğunu belirten basit bir olgusal bilgi ve aynı zamanda bu malların bazı özelliklerini öne çıkaran olumlu bir reklam mesajı olarak algılanacağını ifade etmiştir. Bu nedenle başvurusu yapılan markanın, 2017/1001 sayılı Tüzük'ün 7. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca da gerekli asgari ayırt edici niteliğe sahip olmadığı sonucuna varılmıştır. Uyuşmazlık sonrasında Avrupa Birliği Genel Mahkemesi’nin önüne taşınmıştır.

  • Genel Mahkeme’nin Değerlendirmesi

Genel Mahkeme öncelikle, bir ürünün renginin, 2017/1001 sayılı Tüzük'ün 7. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde öngörülen özelliklerden biri olarak değerlendirilmesinin ilke olarak mümkün olduğunu, ancak bunun somut olayın koşullarına, özellikle de uyuşmazlık konusu işaretin ifade ettiği renge, ilgili malların niteliğine ve renge hangi bağlamda atıfta bulunulduğuna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme’ye göre, uyuşmazlık konusu malların, yani "giyim eşyaları, ayakkabılar ve başlıkların", çok sayıda farklı renkte piyasaya sunuluyor olması ve rengin tüketicilerin tercihlerini etkileyebilmesi, rengin bu malların bir özelliği olduğu anlamına gelmemektedir. Zira renk, yalnızca bu malların bir kısmında bulunabilecek tesadüfi bir unsur niteliği taşıyabilir ve her hâlükârda malların doğasıyla doğrudan ve derhâl bir bağlantı kurmayabilir. Bununla birlikte Mahkeme, somut olayda kullanılan pembe rengin uyuşmazlık konusu malların belirli alt kategorileriyle yakın bir ilişki içinde bulunduğunu, özellikle bebeklere yönelik giyim eşyaları, ayakkabılar ve başlıklar bakımından pembe rengin özel bir öneme sahip olduğunu belirtmiştir. Bu sebeple de, pembe rengin bebek giyim ürünleri bakımından yalnızca olası renk seçeneklerinden biri veya ürünlerin sadece bir kısmında rastlanabilecek tesadüfi bir unsur olarak değerlendirilemeyeceği, aksine, bu rengin bebeklere yönelik giyim ve diğer giyim ürünleriyle yakından ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Mahkeme’ye göre aynı durum, bu rengin gençlere yönelik giyim eşyalarında kullanılması halinde de geçerlidir. Mahkeme ayrıca, somut olayda başvuru sahibinin marka başvurusunu kapsayan mal ve hizmetler bakımından herhangi bir sınırlama yapmadığını, bu nedenle tanımlayıcılığa ilişkin tescil engelinin başvurunun kapsadığı tüm mal ve hizmetler yönünden uygulanacağını da belirtmiştir.

  • Karara Yönelik Değerlendirmeler

Genel Mahkeme’nin renk kelime markalarına yaklaşımının özellikle “özellik” kavramının sınırları bakımından tartışmaya açık olduğunu göstermektedir. Mahkeme, renklerin giyim ürünleri bakımından çoğu durumda tesadüfi bir unsur teşkil ettiği ve bu nedenle ürünün doğasına içkin ve kalıcı bir özellik olarak kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşırken; Temyiz Kurulu’nun renklerin moda sektöründeki belirleyici rolüne ilişkin argümanları yeterince karşılanmamıştır. Oysa renk, özellikle çevrim içi satış platformlarında ürünlerin tanımlanmasında ve tüketici tercihlerini yönlendirmede yaygın biçimde kullanılan temel bir unsurdur. Bu durum, renklerin gerçekten tesadüfi bir unsur mu yoksa belirli ürün kategorileri bakımından ekonomik ve ticari açıdan yapısal bir özellik mi olduğu sorusunu gündeme getirmektedir. Bu noktada rengin gerçekten tescil edilmek istenen ürün veya hizmetlerin bir özelliğini mi yansıttığı yoksa yalnızca pazarlama stratejisi olarak mı kullanıldığının doğru gerekçelerle ortaya konması gerekir. Aksi takdirde, “özellik” kavramının amacının ötesinde genişlemesi söz konusu olabilecektir. Zira Mahkeme’nin kararı gereği, renk yalnızca bazı durumlarda ürün veya hizmetin özelliğini yansıtmaktadır, bu durumun sınırlarının daha net çizilmesi uygulamada hukuki öngörülebilirlik ve tutarlılık açısından önem taşımaktadır.

Öte yandan, markanın belirli alt kategorilerden ayrıştırılarak daraltılması gerekliliği, başvuru sahipleri açısından pratikte yeni başvuru stratejileri doğurmakta; ancak bu tür sınırlamaların markanın gerçek kullanım alanıyla ne ölçüde örtüştüğü ve kullanım sırasında ortaya çıkabilecek yanıltıcılık riskleri bakımından belirsizliğini korumaktadır. Yine somut olaya bakıldığında, giyim ürünlerinin çok geniş bir kategori oluşturduğu, bu sebeple, “bebek giyim ürünleri” alt kategorisi sebebiyle tüm başvurunun reddedilmesinin orantısız bir sonuç doğurabileceği de söylenebilecektir. Bu yönüyle karar, renk temelli kelime markalarının hem tanımlayıcılık hem de ayırt edicilik değerlendirmesi bakımından AB marka hukukunda sınırların henüz tam olarak netleşmediğini ortaya koymaktadır.