Hindistan'ın İlk Koku Markası Kararı ve Konunun Türk Marka Hukuku Açısından Değerlendirilmesi

Marka Başak Karmutoğlu - 04.06.2026 [email protected]

Koku Markaları İçin Yeni Bir Dönem

Kasım 2025 tarihinde Hindistan Patent, Tasarım ve Marka Ofisi (CGPDTM) tarafından verilen bir karar ile geleneksel olmayan marka türleri bakımından dünya çapında dikkat çekici bir gelişme yaşanmıştır. Japon şirketi Sumitomo Rubber Industries tarafından yapılan ve "lastiklere uygulanan gülü andıran çiçeksi koku" olarak tanımlanan koku markası başvurusu kabul edilmiş ve ilan edilmesine karar verilmiştir. Böylece Hindistan tarihinde ilk kez bir koku markası, marka korumasına aday bir işaret olarak resmi şekilde kabul görmüştür.

Bu karar yalnızca Hindistan bakımından değil, geleneksel olmayan markaların geleceği açısından da önem taşımaktadır. Zira koku markaları uzun yıllardır marka hukukunun en tartışmalı alanlarından birini oluşturmaktadır. Bir işaretin marka olarak korunabilmesi için ayırt edici olması kadar sicilde temsil edilebilir olması da gerekmektedir. Kokular ise doğaları gereği görsel olmayan, öznel algılanan ve teknik olarak tanımlanması güç işaretlerdir. Bu nedenle dünya genelinde çok az sayıda koku markası tescil edilebilmiştir.

Hindistan'ın bu kararı, özellikle grafiksel temsil sorununa getirilen yenilikçi çözüm nedeniyle uluslararası marka hukuku bakımından yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendirilmektedir.

Koku Markalarının Marka Hukukundaki Yeri

Marka hukukunda uzun yıllar kelime, şekil, logo ve amblem gibi geleneksel işaretler kullanılmıştır. Ancak teknolojik gelişmeler ve modern pazarlama teknikleriyle birlikte teşebbüsler, tüketiciler nezdinde akılda kalıcılığı artırmak bakımından geleneksel olmayan marka türleri olarak adlandırılan ses, renk, hareket, üç boyutlu şekil gibi işaretleri de koruma altına almaya başlamışlardır. Bunun yanı sıra, tüketicilerin yalnızca tek bir duyusuna değil, birden fazla duyusuna eş zamanlı olarak hitap eden ya da beklenmedik bir duyusal algı uyandıran işaretlerin kullanımı da söz konusu olabilmektedir. Bu kapsamda, koku ve tat gibi işaretlerin de zaman zaman marka olarak kullanıldığı görülmektedir.

Koku markaları bu kategoriler içerisinde en problemli alanı oluşturmaktadır. Bunun temel sebebi, bir kokunun tam ve nesnel şekilde tanımlanmasının oldukça güç olmasıdır. Bir kişinin hoş bulduğu veya belirli bir şekilde algıladığı koku, başka bir kişi tarafından farklı algılanabilmektedir. Ayrıca kokular zaman içerisinde değişebilmekte ve fiziksel örnekler kalıcılık sorunu yaratabilmektedir. Dolayısıyla, kokuların tesciline ilişkin esas problem bunların sicilde gösterimi hususunda ortaya çıkmaktadır. Yine kokuların tüketici nezdinde marka olarak algılanması diğer işaretlere göre daha güç olmaktadır. Zira ne kadar farklı, sıra dışı olursa olsun ilgili çevre kokuları genellikle kullanıldığı mala çekicilik katan bir unsur olarak algılama eğilimindedir.

Bunun yanında her koku marka olarak korunmaya da uygun değildir. Özellikle ürünün doğal veya işlevsel özelliğini oluşturan kokular marka korumasından yararlanamaz. Örneğin bir parfümün kokusu, ürünün temel işlevinin kendisini oluşturduğundan marka olarak korunamaz. Buna karşılık ürünle doğal veya işlevsel bağlantısı bulunmayan bir koku, belirli şartlar altında marka işlevi görebilecektir.

Dünya Uygulamasında Koku Markaları

Koku markaları konusunda dünya genelinde yeknesak bir yaklaşım bulunmamaktadır. Birleşik Krallık'ta araç lastiklerine uygulanan “gülleri anımsatan çiçek kokusu” 1996 yılında tescil edilmiş ve koku markalarının en bilinen örneklerinden biri hâline gelmiştir. Avrupa Birliği'nde ise başlangıçta daha esnek bir yaklaşım benimsenmiş, tenis topları için kullanılan "yeni biçilmiş çim kokusu" marka olarak kabul edilmiştir. Ancak Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın markaların (özellikle de geleneksel olmayan markaların) grafikle (çizimle) gösterimlerine ilişkin önemli kriterlerin belirlendiği Sieckmann kararından sonra koku markalarına ilişkin standartlar önemli ölçüde ağırlaştırılmıştır.

Sieckmann kararında mahkeme, görsel olarak algılanamayan işaretlerin de marka olarak tescil edilebileceklerini ve bunlara ilişkin grafikle gösterimin açık, kesin, müstakil, kolay erişilebilir, anlaşılabilir, zaman içinde bozulmaz (değişmez) ve objektif olması gerektiğini belirtmiştir. Bu kriterler uzun yıllar boyunca koku markalarının tescil edilmesinin önündeki en büyük engel olmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri ise daha çok işlevsellik ve ayırt edicilik kriterlerine odaklanmaktadır. İşlevsel olmayan ve tüketiciler tarafından belirli bir ticari kaynakla ilişkilendirilebilen kokular marka olarak korunabilmektedir. Zira ABD hukukunda, kokulara ilişkin ilk marka tescili 1990 yılında yapılmıştır.

Hindistan Kararının Yenilikçi Yönü

Hindistan Patent Ofisi’nin kararı, esas olarak kokuların sicilde gösterimi sorununa getirilen çözüm nedeniyle dikkat çekmektedir. Başvuru sahibi Sumitomo, markayı yalnızca "gülü andıran çiçeksi koku" şeklinde sözel olarak tanımlamakla yetinmemiştir. Bunun yanında Hindistan Bilgi Teknolojileri Enstitüsü, Allahabad tarafından geliştirilen bilimsel bir model de sunulmuştur.

Bu modelde koku, yedi boyutlu bir koku grafiği aracılığıyla gösterilmiştir. Sistem; çiçeksi, meyvemsi, odunsu, kuruyemişsi, keskin, tatlı ve naneli olmak üzere yedi temel koku kategorisini esas almakta ve kokunun bu kategoriler içerisindeki yoğunluğunu matematiksel olarak ortaya koymaktadır. Başka bir ifadeyle, öznel bir duyusal deneyim, bilimsel veriler yardımıyla ölçülebilir ve tekrar üretilebilir bir forma dönüştürülmüştür. Marka başvurusunda sunulan grafik şu şekildedir:

Patent Ofisi, bu yöntemin açıklık, kesinlik, kalıcılık, nesnellik kriterlerini karşıladığı sonucuna varmıştır. Böylece ilk kez bir koku markası bakımından bilimsel veri görselleştirmesi grafiksel temsil şartını karşılayan bir araç olarak kabul edilmiştir. Bu yönüyle karar, marka hukukunun yeni teknolojik imkânlarla yeniden yorumlanması anlamına gelmektedir.

Ayırt Edicilik Değerlendirmesi

Kararın dikkat çekici bir diğer yönü ise ayırt edicilik analizidir. Ofis, gül kokusunun lastiklerle herhangi bir doğal veya işlevsel bağlantısının bulunmadığını vurgulamıştır. Tüketiciler normal şartlarda bir lastikten kauçuk kokusu almayı beklerken, gül kokusuyla karşılaşmaları olağan dışı bir durumdur. Bu nedenle söz konusu koku tüketiciler üzerinde güçlü bir etki yaratmakta ve ürünün ticari kaynağını hatırlatabilmektedir.

Bu yaklaşım, marka hukukunda uzun yıllardır kabul edilen "keyfî (arbitrary) işaret" anlayışıyla da uyumludur. Bir işaret ile ürün arasında mantıksal veya doğal bir bağlantı bulunmadıkça ayırt edicilik gücü artmaktadır. Bu nedenle gül kokusunun lastikler bakımından doğuştan ayırt edici kabul edilmesi isabetli görünmektedir.

Türk Hukuku Açısından Olası Sonuçlar

Türk marka hukuku bakımından bu kararın dikkatle incelenmesi gerekmektedir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 4. maddesine göre marka, bir teşebbüsün mallarını veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması ve marka sicilinde korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde gösterilebilir olması şartıyla her türlü işaretten oluşabilir. Görüldüğü üzere Türk hukukunda artık "grafiksel (çizimle) gösterim" şartı bulunmamaktadır. Bunun yerine işaretin sicilde açık ve kesin şekilde gösterilebilir olması yeterlidir. Bu değişiklik, Avrupa Birliği Marka Direktifi doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu yenilik sayesinde görsel olarak algılanamayan işaretlerin marka olarak tescilleri kolaylaşmış ve bunların grafiksel gösterim şartı olmadan sicilde açık ve kesin bir şekilde gösterilmeleri halinde tescil edilebilecekleri kabul edilmiştir.

Teorik olarak değerlendirildiğinde, Türk hukukunda koku markalarının korunmasına ilişkin açık bir yasak bulunmamaktadır. Ancak uygulamada bugüne kadar tescil edilmiş herhangi bir koku markasına rastlanmamaktadır. Bunun temel nedeni, Sieckmann kararında ortaya konulan açıklık, kesinlik, müstakil, kolay erişilebilir, anlaşılabilir, zaman içinde bozulmaz (değişmez) ve objektif olma kriterlerinin fiilen hâlâ önemini korumasıdır. Bu noktada Hindistan kararında kullanılan yedi boyutlu koku grafiği yaklaşımı dikkat çekici bir örnek sunmaktadır. Eğer koku bilimsel yöntemlerle ölçülebilir, tekrarlanabilir ve sicilde açık biçimde gösterilebilir hâle getirilebilirse, gelecekte Türk Patent ve Marka Kurumu önünde yapılacak benzer başvurular bakımından da yeni tartışmalar gündeme gelebilecektir.

Sonuç

Hindistan Patent Ofisi tarafından verilmiş olan ilk koku markası kararı, geleneksel olmayan markaların gelişimi bakımından önemli bir dönüm noktasıdır. Karar, yalnızca bir koku markasının kabul edilmesi anlamına gelmemekte; aynı zamanda bilim, teknoloji ve marka hukukunun kesişim noktasında yeni bir yaklaşımın ortaya çıktığını göstermektedir. Özellikle kokuya ilişkin bilimsel verilerin yedi boyutlu bir model aracılığıyla temsil edilmesi, yıllardır çözülemeyen grafiksel temsil sorununa yenilikçi bir çözüm sunmuştur. Bu yönüyle kararın, gelecekte yalnızca Hindistan'da değil, diğer hukuk sistemlerinde de koku markalarına ilişkin tartışmaları etkilemesi muhtemeldir.

Türk hukuku bakımından ise karar, koku markalarının teorik olarak korunabilir olup olmadığına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirmektedir. Mevcut mevzuatın lafzı dikkate alındığında, yeterli açıklık ve kesinlik sağlayan bilimsel yöntemlerin geliştirilmesi hâlinde, gelecekte koku markalarının Türk marka hukukunda da daha ciddi şekilde tartışılacağı söylenebilecektir.