Yapay Zekâ Çağında Müzik Alanında Telif Haklarının Geleceği Çalıştayı Gerçekleştirildi

Yapay Zeka Şuheda Varolgüneş - 12.04.2026 [email protected]

MESAM, MSG ve MÜYAP tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla 3 Nisan 2026’da İstanbul’da düzenlenen çalıştayda yapay zekanın telif haklarına etkisi, müzik eserleri merkeze alınarak tartışıldı. Hukukçuların yanı sıra müzik sektörünün önemli aktörlerini de dinlemek çalıştayı benim açımdan son derece öğretici kıldı. Sektör dinamiklerini, sektörün talep ve beklentilerini anlamadan yapay zekanın telif haklarına etkisini ve bu yıkıcı etkiye getirilebilecek olası çözümleri belirlemek mümkün değil.

Özellikle geçmişte, 2000’li yılların başında, yine müzik sektöründe telif haklarına büyük etki eden Napster uygulamasının yasaklanması neticesinde yasağın beklenen sonucu vermemesi, meslek birlikleri temsilcilerinin ortak vurgusundan anlaşıldığı üzere, geçmişten alınan bir ders niteliğinde. Zira Napster’ın telif ihlali niteliğindeki iş modeli yasaklandığında başka iş modelleri geliştirilerek telif korumasına uygun çözümler üretildi. Dolayısıyla yapay zekanın yasaklanması da bir çözüm olmayıp teknolojik gelişmeleri önlemek mümkün olmadığı gibi doğru da değildir.

Nitekim MSG başkanı Sayın Ferhat Göçer, müzik sektörü açısından bir kırılma noktasında olduğumuzu vurgulayarak yapay zekâ “tsunamisi” karşı konulamaz bir şekilde üzerimize gelirken hak sahiplerinin pozisyonunun belirlenmesi amacıyla bu çalıştayda bir araya gelindiğini ifade etti.

Açılış konuşmalarının akabinde izlediğimiz kısa videodaki mesajlar da yasaklamanın bir çözüm olarak görülmediğini bize net bir şekilde gösterdi. Teknolojinin durmayacağı fakat yön değiştirebileceğine ilişkin inançla; “yakıtı, bir başkasının emeği ve yaratıcılığı olan” yapay zekanın karşısında, fikri yaratıcılığa dayanan emeğin karşılığının garanti altına alınması ve etik sınırların belirlenmesi talep edilmekte. Bu sayede yapay zekâ, “insanın yerini alan değil yaratıcılığını çoğaltan” bir güç olabilir.

Prof. Dr. Mustafa Ateş; telif hukukunun esasında teknolojik gelişmelerle ortaya çıktığını, teknolojinin insan mahsulü fikri ürünler üzerindeki olumsuz etkilerini kontrol altına almak amacıyla düzenlemelerin yapıldığını açıkladıktan sonra, daha önceki teknolojik gelişmelerin hiçbirinin telif hukukuna bu denli etki etmediğini ifade etti.

MÜYAP Genel Koordinatörü Bülent Forta’nın da söylediği gibi yapay zeka bir araç değil bir rakip. Müzik sektörü açısından artık sadece dinlenme sayıları değil yapay zekanın öğrenme süreci de ekonomik değer oluşturuyor. Bu yeni rakip, ücretsiz bir şekilde eğitilirken, majör plak şirketlerinin yapay zekâ şirketleriyle anlaşmalarını bir kenara bırakırsak, hak sahiplerine pay verilmiyor. Forta, şimdiye kadarki süreci, “havuç ve sopa süreci” olarak nitelendiriyor. Bir tarafta plak şirketleriyle yapılan anlaşmalar “havuç”, diğer tarafta ise yapay zekâ şirketlerine açılan çeşitli davalar “sopa”. Bu davalar ve anlaşmalar gelişmiş ülkelerde devam ederken bizler, gelişmişlerin bulacağı çözümü beklemek zorunda değiliz. Forta’nın, ortak çıkarlar için ortak mücadeleye yaptığı vurgu ile bitirdiği bu konuşması ufuk açıcıydı.

Yapay zekanın insanı ikame etmesi, müzik yaratıcıları için gelir kaybı riskleri, yaratıcı çalışmalar yapma noktasında motivasyonun ortadan kalkması neticesinde entelektüel erozyonun yaşanması müzik sektörünün ve telif hukukçularının ortak korkusu. Elbette çalıştayda sadece korkular değil bu yıkıcı etkiye çözümler de konuşuldu: “Genişletilmiş Toplu Lisanslama ve Zorunlu Toplu Hak Takibi”.

Yapay zekâ-telif ilişkisinde iki temel yaklaşım bulunmakta. İnovasyonu önceleyenler, yapay zekanın yakıtı/petrolü durumundaki verinin (telifli içerikler dahil) ücretsiz olmasını savunuyor. Telif hakkı sahipleri ise yapay zekanın kullandığı telifli içeriklerin bir bedeli olması gerektiğini ileri sürüyor. Çalıştayda bu çatışan menfaatleri maksimum düzeyde dengeleyebilecek çözümler tartışıldı. Prof. Dr. Cahit Suluk, çözüm olarak yapay zekâ özelinde eser sahiplerinin münhasır haklarında azaltılmaya gidilmesi ve münhasıriyetten uygun bedel (equitable remuneration) hakkına dönülmesi gerektiğini ileri sürdü. Sistemin işleyişi bakımından ise one-stop shop ilkesine uygun şekilde Ortak Lisanslama Birliği üzerinden yapay zekâ girdi ve çıktılarının lisanslanmasını zorunlu toplu hak takibi modeli üzerinden önerdi.

Suluk’un, aynı zamanda iki yıldır Bilim Kurulu Üyesi olduğu MESAM için hazırladığı “Telif Hukukunda Genişletilmiş Toplu Lisanslama” isimli raporunda bu çözüm detaylı bir şekilde anlatılmakta. Rapor, geçtiğimiz günlerde MESAM’ın web sitesinde yayınlandı (Link).

Hak sahipleri dilerse bireysel olarak kendileri hak takibi yapabilirler, dilerse de ilgili meslek birliğine yetki vererek, yetki veren diğer hak sahipleriyle birlikte toplu olarak kendi haklarının takip edilmesini tercih edebilirler. Yani meslek birliği eliyle takip zorunlu olmayıp meslek birliğine üye olmak da hak sahibinin tercihine bırakılmıştır. Eş deyişle klasik toplu hak takibi sistemi aslında “gönüllülük esası” üzerine oturtulmuştur. Meslek birliğinin bir hak sahibi adına toplu hak takibi yapabilmesi için bir yetki belgesi alması zorunludur.

Bireysel hak takibinin, hak sahipleri ve kullanıcılar açısından çeşitli zorlukları olduğundan yasal bir düzenleme ile Genişletilmiş Toplu Lisanslama (GTL) sistemi üzerinden bir meslek birliği veya Ortak Lisanslama Birliği yetkilendirilerek, ilgili hak kategorisindeki tüm eserlerin/bağlantılı hak konularının yetkilendirilen bu meslek birliği tarafından topluca yönetilmesi öngörülmektedir (Suluk, s. 26-27). Yetkilendirme, meslek birliğine üye olanların yanı sıra üye olmayanları da kapsamaktadır (genişletilmiş etki). Üye olmayan hak sahibine ise sistemden çıkma (opt-out) imkânı tanınmaktadır (Suluk, s. 27). İlave olarak bazı hak kategorileri bakımından (Bern Konvansiyonu ile uyumu bozmaksızın) münhasıriyet terk edilmek suretiyle uygun bedel hakkına geçilmesi ve bunların da zorunlu toplu hak takibine konu edilmesi önerilmektedir.

Yapay zekâ özelinde ise hem yapay zekâ girdisinin hem de çıktısının lisanslanması, hak sahiplerine ise tazmin amaçlı uygun bedel verilmesi raporda önerilmektedir. Dolayısıyla yapay zekanın telif hukukuna etkisi sadece ihlalin olup olmadığı sorusuyla sınırlı bir şekilde değerlendirilmeyip lisanslama modelleri, toplu hak takibi ve yönetimi gibi mekanizmalarla telif sisteminin yeniden tasarlanmasının zorunlu olduğu savunulmaktadır (Suluk, s. 42). Bir başka deyişle gelişmişlerin bir karar vermesini beklemektense yapay zekanın yıkıcı etkisine karşı önlem alınabilecek o eşik noktasında, çözüm olarak bu sistem kamuoyunun ve yasa koyucunun değerlendirmesine sunulmaktadır.

Sayın Av. Dr. Tamer Pekdinçer hocamızın rahatsızlığı nedeniyle sunumunu Av. İrem Toprakkaya gerçekleştirdi ve o sunumda da Genişletilmiş Toplu Lisanslamaya vurgu yapıldı. Pekdinçer, ayrıca yapay zekanın parazitik davranışlar sergilediğine ve TTK’daki “iş ürünü”nü izinsiz kullanarak haksız rekabet yaptığına dikkat çekti.

Özetle, yapay zekanın yasaklanmaması ve yasaklanamayacağının sıklıkla vurgulandığı bu çalıştayda sadece durum tespiti yapılmayıp olası çözümler de konuşularak birlikte hareket etmenin önemi ortaya konuldu.