Yapay Zekâ Bilimsel Eserlerin Telif Hakkını Bitiriyor mu?

Yapay Zeka Cahit Suluk - 13.10.2026 [email protected]

Yapay zekâ (YZ), bilimsel eserlerin üretim biçimini hızla değiştiriyor. Ancak sorun yalnızca “YZ’nin yazdığı metnin telifi kime ait?” sorusundan ibaret değil. Daha temel bir soru var: Bilimsel katkı insana ait olduğu hâlde, telifle korunabilecek ifade biçimini YZ üretirse ne olacak?

Önce “bilimsel eser”den ne anladığımızı netleştirelim. Bilimsel eser; bilimsel bir sorunu inceleyen, mevcut bilgiyi sistematik biçimde ortaya koyan, bir görüş veya teori geliştiren, bir yöntemi açıklayan ya da bilimsel bir tartışmaya katkı sunan kitap, makale, tez ve benzeri çalışmalardır. Roman ve hikâye gibi kurmaca eserlerden farklı olarak bilimsel eserlerde ağırlık, kurmaca bir dünya yaratmaktan ziyade bilimsel bilgi, düşünce ve değerlendirmelerin ortaya konulmasındadır.

Ancak bir bilimsel çalışmanın “eser” sayılması için bilimsel içerik taşıması yeterli değildir; insanın fikrî yaratıcılığının esere yansıması, başka bir ifadeyle hususiyet taşıması gerekir. Bu değerlendirmede insanın hangi seçimleri yaptığına, malzemeyi nasıl seçip düzenlediğine, düşünceleri nasıl yapılandırdığına ve bunları nasıl bir ifade bütünlüğü içinde sunduğuna, kısacası “ifade biçimine” bakılır.

Bir profesörün yeni bir teori geliştirdiğini düşünelim. Teori, düşünce/fikir, yöntem ve bilimsel sonuç profesöre ait olabilir. Ancak telif hukuku bunları sırf özgün oldukları için korumaz. Telif, esas olarak bunların özgün ifade biçimini korur. Başka bir ifadeyle, bilimsel eserde korumanın alanı temelde bilimsel düşüncenin nasıl ifade edildiğiyle sınırlıdır. Oysa roman ve hikaye gibi kurmaca eserlerde koruma olay örgüsüne de sirayet edebilir. Fikrî mülkiyet haklarında kuvvetli ve zayıf koruma ayrımı da bu çerçevede anlam kazanır (Bkz. Cahit Suluk, Fikri Mülkiyet Haklarının Koruma Kuvveti, Seçkin, Ankara 2025 - Tam metin için bkz. Link ).

Şimdi profesörün geliştirdiği teoriyi YZ’ye aktardığını; YZ’nin ise argümanları yapılandırdığını, bölümleri oluşturduğunu ve metni yazdığını varsayalım.

Profesörün sahip olduğu şey -fikir, teori ve bilimsel içerik- zaten telifle korunmuyor. Telifle korunabilecek ifade biçimini ise YZ üretmiş oluyor.

Bu durumda telif kimin?

Profesörün değil; çünkü bilimsel fikir ve içerik, tek başına telif konusu değil. YZ’nin de değil; çünkü mevcut telif hukukunda YZ yazar kabul edilmiyor ve insanın yeterli yaratıcı katkısının bulunmadığı YZ çıktıları eser olarak korunmuyor. Korunacak ürünün insan yaratıcılığına dayanması gerektiği yönündeki anlayış, buluş ve tasarım gibi sınai haklarda da karşımıza çıkıyor. Patent hukukunda bu tartışmanın en bilinen örneklerinden biri, değişik patent ofislerinin DABUS kararlarıdır.

Telif hakkı hiç kimsede olmayabilir.

Şimdi de profesörün YZ tarafından üretilen metni yeniden yazdığını, bazı paragrafları değiştirdiğini, bazılarını çıkardığını ve yenilerini eklediğini düşünelim. Bu durumda telif koruması yeniden gündeme gelebilir; ancak koruma, profesörün fikrî yaratıcılığının ifadeye yansıdığı ölçüde söz konusu olacaktır.

Asıl mesele tam burada başlıyor. Çünkü bugün YZ’nin yaptığı işe “dil ve stil düzeltmesi” demek kolay. Oysa YZ artık yalnızca yazım ve gramer hatalarını düzeltmiyor. Bir akademisyen kendi taslağını oluşturup YZ’den metni daha açık, daha akademik, daha güçlü ve daha akıcı biçimde yeniden yazmasını istediğinde YZ, çoğu zaman cümleleri düzeltmekle kalmıyor; paragrafları, argümanların sunuluşunu ve metnin ifade biçimini baştan kuruyor. İnsan fikri ve argümanı belirliyor; fakat metnin nihai ifadesini YZ üretiyor.

Burada gazetecilikteki editoryal sorumluluk kavramı akla geliyor. Bir gazetenin editörü yayımlanacak metni gözden geçirerek son hâlini onaylar. Bilim insanı da YZ’nin ürettiği metni inceleyip benimseyerek yayımladığı çalışmanın sorumluluğunu üstlenebilir; bu bakımdan bazı durumlarda yazardan çok editör gibi davranıyor olabilir. Ancak bir metnin sorumluluğunu üstlenmek, o metnin eser sahibi olmak için yeterli değildir. İnsan metni kontrol edebilir, hatta YZ’nin yazdığı her cümleyi inceleyerek onaylayabilir. Hususiyet bakımından belirleyici olan, bu kontrol ve onayın ötesinde, insanın yaratıcı seçimlerinin metnin ifade biçimine ne ölçüde yansıdığıdır.

Üstelik bu yalnızca gelecekte ortaya çıkacak bir ihtimal değil. Akademik yazımda YZ’nin giderek daha yoğun kullanıldığı ve “düzeltme” ile “yeniden yazma” arasındaki sınırın bulanıklaştığı bir dönemdeyiz. İnsan ile YZ’nin katkısını birbirinden ayırmak teorik olarak mümkün görünse bile pratikte giderek zorlaşıyor. Bu ayrımı yaptığını iddia eden yazılımların güvenilirliği de bana pek inandırıcı gelmiyor. Kaldı ki yakın gelecekte YZ’nin gelişimi, bu yöntemleri tümüyle işlevsiz bırakabilir.

***

Burada telifin yanında bir de etik ve akademik yazarlık sorunu karşımıza çıkıyor.

Diyelim ki YZ tarafından oluşturulan ve telif korumasından yararlanmayan bir metin üçüncü kişi tarafından kullanılıyor. Bu kullanım, tek başına telif ihlali değildir. Ancak üçüncü kişi, metinde yer alan profesörün özgün teorisini veya bilimsel katkısını kaynak göstermeden kendisininmiş gibi sunuyorsa akademik etik bakımından ciddi bir sorun doğabilir.

Demek ki telif hukuku ile akademik etik farklı sorulara cevap veriyor: Telif hukuku korunan ifade üzerindeki hakları, akademik etik ise bilimsel katkının kime ait olduğunu ve nasıl atfedilmesi gerektiğini sorguluyor.

Yayıncı politikaları da insan yazarlığına ve YZ kullanımının sınırlarına verilen önemi ortaya koyuyor. Örneğin Cambridge University Press, YZ kullanımının açıklanmasını ve çalışmanın insan yazarın eseri olmasını istiyor. Edward Elgar ise YZ’nin dil, açıklık, gramer ve stil gibi sınırlı amaçlarla kullanılmasına izin verirken nihai metnin yazarın kendi sesini, fikirlerini, argümanlarını ve sonuçlarını yansıtmasını bekliyor.

Bu yaklaşımlar, bilimsel yazarlığın yalnızca bir metni yayımlamak veya onun sorumluluğunu üstlenmekten ibaret olmadığını gösteriyor. Ancak insanın bilimsel katkısı ile metnin ifade biçimine yaptığı katkı her zaman örtüşmeyebilir. YZ’nin metnin kuruluşunda belirleyici hâle geldiği durumlarda, bilimsel yazarlık ile telif hukukundaki eser sahipliğinin aynı ölçütlerle belirlenip belirlenemeyeceği sorusu önem kazanıyor.

Bu sorun, telif hukukunun temel varsayımlarını yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Modern telif hukuku, insanın yaratıcı faaliyetinin eserin özgün ifadesinde somutlaştığı anlayışı üzerine şekillendi. 1709 tarihli Kraliçe Anne Yasasından bugüne hukuk elbette değişti; ancak insan yaratıcılığı ile eser arasındaki bağ (hususiyet), korumanın temel dayanaklarından biri olmayı bugün de sürdürüyor.

YZ çağında ise bilimsel katkı ile ifadenin üretimi birbirinden ayrılabiliyor. Bu nedenle bilimsel eserler bakımından yeni bir paradigma geliştirmek gerekiyor. Mesele, “YZ kullanmak serbest mi, yasak mı?” sorusundan ibaret değil; bilimsel katkıyı, atfı, sorumluluğu ve telif korumasını birbirinden ayırarak ele almak.

Artık yalnızca “Bu eserin telif hakkı kime ait?” diye sormak yeterli değil. Fikir kimin? Bilimsel katkı kimin? İfade kimin? Sorumluluk kimin? Bunların aynı kişide toplanmadığı durumlarda telif korumasının nasıl belirlenmesi gerektiği, telif hukukunun YZ çağında cevaplaması gereken temel sorulardan biridir.

Çözüm, bilimsel fikir ve yöntemleri telif korumasına almak veya YZ'yi yazar kabul etmek değildir. Fikir ve ifade ayrımı korunmalı; telif koruması, insanın yaratıcı katkısının ifadeye yansıdığı ölçüde tanınmalıdır. Buna karşılık, bilimsel katkı ile ifadenin üretiminin farklı aktörlere ait olabildiği durumlarda, akademik yayıncılıkta bu iki katkının ayrı ayrı açıklanmasını sağlayan şeffaf bir yazarlık ve beyan standardı geliştirilmelidir. Böylece bilimsel katkının doğru kişiye atfedilmesi, telif korumasının sınırlarını genişletmeden güvence altına alınabilir.