Avrupa Birliği'nin Mayıs 2026 DSM Yönergesi İstişaresi

Telif Alp Berkay Soyfidan - 01.06.2026 [email protected]

Avrupa Birliği’nde telif hukuku yeniden siyasi gündemin merkezine yerleşiyor. Avrupa Komisyonu’nun Mayıs 2026’da başlattığı DSM Yönergesi istişaresi, ilk bakışta teknik bir telif güncellemesi gibi görünse de mesele bundan çok daha büyük. AB, fikrî mülkiyet hukukunun dijital ekonomideki rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor.

2019 tarihli DSM Yönergesi, Avrupa’nın platform ekonomisine verdiği ilk büyük yanıttı. Metin ve veri madenciliği istisnaları, platform sorumluluğu, basın yayıncıları hakkı ve yaratıcılar için “adil ücret” mekanizmalarıyla AB, dijital pazarda daha korumacı ve hak sahipleri merkezli bir model inşa etmeye yöneldi. O dönemin temel kaygısı, Spotify, YouTube, Google ve Meta gibi platformların kültürel ve ekonomik gücü karşısında yaratıcı sektörleri korumaktı.

2019 DSM’den Üretken Yapay Zekâ Çağına

Fakat yedi yıl içinde denklem değişti. Üretken yapay zekâ modelleri, devasa veri setleri üzerinde eğitilmeye başladı; telif korumalı içerikler yapay zeka (YZ) şirketleri için bir anda ekonomik altyapıya dönüştü. Böylece fikrî mülkiyet hukuku, yalnızca kültürel üretimin korunmasına ilişkin bir alan olmaktan çıkıp, veri ekonomisinin ve YZ yarışının merkezine yerleşti.

Bugün hak sahiplerinin nasıl korunacağı kadar “Avrupa, YZ yarışında geri kalmadan bunu nasıl yapar?” sorusu da giderek daha yüksek sesle soruluyor. Telif ve veri kuralları bu çerçevede, kültür politikasının alt başlığı olmaktan çok, sanayi ve rekabet politikasının araçlarından biri hâline geliyor.

Rekabetçilik, Digital Omnibus ve Draghi Etkisi

Tam da bu nedenle DSM’nin yeniden açılması tesadüf değil. Bu süreç, AB’nin son dönemde giderek güçlenen rekabetçilik ve inovasyon ekseniyle doğrudan bağlantılı. Özellikle Avrupa Komisyonu içinde son yıllarda güçlenen yaklaşım, dijital düzenlemelerin ekonomik etkisini yeniden düşünmeye başladı.

Kasım 2025’te gelen Digital Omnibus paketi de aynı mantığın ürünüydü: düzenlemeleri sadeleştirmek, uyum maliyetlerini azaltmak ve Avrupa şirketlerinin AI ile veri ekonomisinde daha esnek hareket etmesini sağlamak. Burada önemli kırılma noktalarından biri Mario Draghi raporu oldu. Draghi, Avrupa’nın teknoloji alanında aşırı parçalı ve ağır düzenleyici yapısı nedeniyle ABD ve Çin karşısında rekabet gücü kaybettiğini savundu; Avrupa’nın “çok düzenleyen ama yeterince inovasyon üretemeyen” bir modele sıkıştığını vurguladı. Brüksel’de bugün giderek daha fazla duyulan “innovation-first” tonu, biraz da bu raporun etkisiyle güç kazandı.

ABD’nin Fair Use Modeli Karşısında AB’nin Çıkmazı

DSM tartışmalarının bugünkü politik anlamı tam da burada yoğunlaşıyor. ABD, üretken yapay zekâ alanında daha esnek ve uyuşmazlık sonrası şekillenen bir fair use yaklaşımıyla ilerlerken; AB uzun süre önleyici düzenleme ve hak sahipleri korumasını merkeze aldı. Bu iki model arasındaki fark, şimdi Avrupa içinde de yeni bir soru doğuruyor.

Artık şu soru çok daha net soruluyor: Çok katı telif ve veri kuralları Avrupa’nın kendi YZ ekosistemini zayıflatıyor olabilir mi? Diğer bir ifadeyle, hak sahipleri merkezli korumacı çerçeve, Avrupa’nın küresel YZ yarışında geride kalmasına mı sebep oluyor, yoksa uzun vadeli sürdürülebilirlik için gerekli fren mekanizmasını mı oluşturuyor?

DSM’nin Yeniden Açılmasının Asıl Anlamı

Bu nedenle telif hukuku ve yeni DSM süreci veri yönetişimi, yapay zekâ rekabeti, platform ekonomisi ve dijital egemenlik tartışmalarının merkezindeki araçlardan biri hâline geliyor.

Tam da bu yüzden, Mayıs 2026’da açılan DSM istişaresinin takibi, Avrupa’nın bundan sonra “hangi dijital ekonomi modelini” seçeceğini ve bu modelde yaratıcı emek, veri erişimi ve inovasyon arasındaki gerilimi nasıl kuracağını okumak anlamına geliyor.