


23 Nisan Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü Vesilesiyle Kamuya Açık Alanda Kitap Okuma Etkinliklerinin Telif Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi
Telif Pelin Karaaslan - 23.04.2026 [email protected]23 Nisan gününe atfedilen hiçbir anlam, ulusal egemenliğimizin simgesi olmanın önüne geçemez. Bununla birlikte 23 Nisan, tarihsel bir tesadüfle uluslararası alanda ayrı bir anlam taşımaktadır. UNESCO, bu tarihi 1995 yılında Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olarak ilan etmiştir. Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü, okuma kültürünün ve yayıncılığın desteklenmesi ile fikri mülkiyet haklarına ilişkin toplumsal bilincin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin artmasına vurgu yapmaktadır.
Bu yazıda öncelikle söz konusu günün tarihsel arka planı ve güncel anlamı incelenmekte; devamında kitap okuma kültürü ile yazar hakları arasındaki ilişki çerçevesinde güncel bir mesele değerlendirilmektedir. Ele alınacak husus, okuma kültürünü teşvik etmeye yönelik etkinlikler ile eser sahibinin telif hakları arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiğidir.
23 Nisan Dünya Kitap ve Telif Hakkı Gününün Tarihsel Arka Planı ve Güncel Anlamı
23 Nisan’ın uluslararası düzeyde Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olarak benimsenmesinin kökeni İspanya’da ortaya çıkan bir geleneğe dayanır. 1922 yılında Barselona’da yayıncı Vicente Clavel Andrés tarafından Miguel de Cervantes’i anmak amacıyla bir kitap günü önerilmiş; bu öneri 1926 yılında uygulamaya geçirilmiştir. İlk kutlama, Cervantes’in doğum günü olarak kabul edilen 7 Ekim tarihinde yapılmıştır. 1930 yılında ise Kral XIII. Alfonso tarafından çıkarılan bir kararname ile kutlama günü Cervantes’in ölüm tarihi olan 23 Nisan’a alınmıştır. Bu tarih, Katalonya’da Aziz Jordi bayramına denk gelmekte olup kitap ve gül hediye etme geleneğiyle örtüşerek toplumsal bir anlam ve görünürlük kazanmıştır.
23 Nisan aynı zamanda William Shakespeare ve Inca Garcilaso de la Vega’nın ölüm yıldönümleriyle ilişkilendirilmektedir. Aslında Shakespeare ile Cervantes’in ölüm tarihleri teknik olarak aynı güne denk gelmez. Zira söz konusu dönemde İspanya’da Gregoryen, İngiltere’de ise Jülyen takvimi kullanılmaktadır. Buna rağmen bu tarihin dünya edebiyatı bakımından taşıdığı sembolik anlam, UNESCO’nun aldığı kararda etkili olmuştur. UNESCO, 1995 yılında Paris’te yapılan 28. Genel Konferansında 23 Nisan’ı “Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü” olarak kabul etmiştir.
23 Nisan yalnızca “kitap günü” değil, “Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü” olarak belirlenmiştir. Kitap okumanın ve yazmanın kültürel boyutu ile yazarları ve yayın dünyasını koruyan hukuki çerçeve bu yolla aynı anma gündeminde buluşturulmuştur. Böylece UNESCO, okuma kültürünün yaygınlaştırılması, yayıncılık dünyasının desteklenmesi ve telif hakkı bilincinin güçlendirilmesi hedeflerini birlikte gözetmiştir.
Bu sürecin bir uzantısı olarak UNESCO, 2001 yılından itibaren her yıl bir “Dünya Kitap Başkenti” belirlemeye başlamış; ilk başkent olarak Madrid seçilmiştir. Amaç, kitap ve okuma kültürünü yalnızca 23 Nisan günüyle sınırlı bir kutlama olmaktan çıkarmak ve bunu yıl boyunca sürdürülen kültürel politikalara dönüştürmektir.
Kamuya Açık Alanda Kitap Okuma Etkinliklerinin Telif Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi
Günümüzde özellikle sosyal medya ve çeşitli kültürel topluluklar aracılığıyla yaygınlaşan “kitap okuma günleri” veya “toplu okuma etkinlikleri”, okuma alışkanlığını teşvik eden ve kültürel katılımı artıran faaliyetler olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte bu tür etkinliklerin telif hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar çoğu zaman yeterince dikkate alınmamakta, eser sahibinin mali hakları gözetilmemektedir. Sınırlı katılımlı ve ticari amaç taşımayan bazı faaliyetlerin uygulamada fiilen tolere edildiği görülse de bu durum, söz konusu faaliyetlerin hukuki bakımdan meşru olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle söz konusu etkinliklerin 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında nasıl nitelendirileceği ve hangi hâllerde hukuka aykırılık teşkil edeceği açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bu değerlendirmede hareket noktası, eser sahibine tanınan mali haklardır. FSEK m. 21 ve devamı hükümleri uyarınca eser sahibine çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim gibi münhasır yetkiler tanınmıştır. Bu haklar, eserin ekonomik değerinden yararlanma yetkisinin kural olarak yalnızca eser sahibine ait olduğunu ifade eder. Dolayısıyla üçüncü kişilerin bu yetkileri eser sahibinin izni olmaksızın kullanması, kural olarak ihlal sonucunu doğurur. Toplu kitap okuma etkinlikleri bakımından özellikle temsil hakkı önem taşımaktadır. FSEK m. 24 uyarınca temsil hakkı, bir eserin doğrudan doğruya veya işaret, ses ya da görüntü nakline yarayan araçlarla umumi mahallerde okunması, çalınması, oynanması veya gösterilmesi gibi suretlerle kamuya sunulmasını kapsar. Bu çerçevede kamuya açık biçimde gerçekleştirilen kitap okuma etkinliklerinin temsil hakkının konusunu oluşturduğu açıktır.
Bu noktada “umum” kavramının sınırları belirleyici hâle gelmektedir. Umum, belirli ve sınırlı bir kişi topluluğunun ötesine geçen, kişisel bağlarla birbirine bağlı olmayan ve genişlemeye elverişli bir çevreyi ifade eden yapı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle aile bireyleri arasında gerçekleştirilen bir okuma faaliyeti telif hukuku bakımından sorun doğurmazken, herkese açık bir etkinlik kapsamında yapılan okumanın umum kavramı içinde değerlendirilmesi gerekir. Özellikle sosyal medya üzerinden duyurulan ve katılımın serbest bırakıldığı veya kolaylıkla sağlanabildiği okuma günleri, bu anlamda umuma açık faaliyet niteliği taşımaktadır.
Bununla birlikte telif hukukunda eser sahibinin haklarının sınırsız olmadığı, belirli durumlarda kamu yararı düşüncesiyle sınırlandırılabildiği de kabul edilmektedir. Bu çerçevede özellikle FSEK m. 33 ve devamında düzenlenen eğitim ve öğretim istisnaları ile m. 38’de yer alan şahsi kullanım istisnası önem taşımaktadır. Ne var ki bu istisnaların kapsamı dar olup kamuya açık kitap okuma etkinliklerini hukuki bakımdan meşrulaştıracak genişlikte değildir.
FSEK m. 33 hükmü, eğitim ve öğretim kurumlarında yüz yüze eğitim amacıyla gerçekleştirilen temsillere sınırlı biçimde izin vermektedir. Bu hükmün uygulanabilmesi için faaliyetin doğrudan eğitim amacına yönelmiş olması, ticari nitelik taşımaması ve sınırlı bir öğrenci topluluğuna hitap etmesi gerekir. Buna karşılık kamuya açık kitap okuma günleri çoğu durumda bu şartları taşımamaktadır. Özellikle etkinliğin kültürel organizasyon, tanıtım faaliyeti veya sosyal buluşma niteliği taşıdığı hâllerde eğitim istisnasına dayanılması mümkün görünmemektedir.
Aynı şekilde FSEK m. 38’de düzenlenen şahsi kullanım istisnası da kamuya açık okuma etkinliklerini serbest hâle getirmez. Zira bu istisna, eserin yalnızca kişisel ihtiyaçlar doğrultusunda, aile çevresi veya yakın ilişkiler içinde kullanılmasını kapsar. Oysa kamuya açık kitap okuma etkinliklerinde eser, aralarında akrabalık veya yakın dostluk ilişkisi bulunmayan kişilerden oluşan bir topluluğa yöneltilmektedir. Bu durumda şahsi kullanım sınırının aşıldığı açıktır. Gerçekleşen etkinliğin ticari kazanç amacı taşıyıp taşımadığı önemsizdir.
Sonuç olarak kamuya açık kitap okuma etkinlikleri, eser sahibinin izni olmaksızın gerçekleştirildiğinde temsil hakkının ihlaline yol açmaktadır. FSEK’te öngörülen istisnalar bu tür etkinliklerin büyük bölümünü kapsayacak genişlikte değildir. Söz konusu faaliyetlerin hukuki bakımdan güvenli biçimde yürütülebilmesi için eser sahibinden veya ilgili hak sahiplerinden önceden izin alınması gereklidir. Aksi hâlde iyi niyetli kültürel amaçla düzenlenen bu etkinlikler telif hukuku bakımından ihlal oluşturacaktır.