


Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın C-323/24 Sayılı Deity Shoes Kararı Işığında: Tedarikçi Kataloglarına Dayalı Tasarımların Ayırt Edici Niteliği ve Moda Eğilimlerinin Tasarımcı Özgürlüğüne Etkisi
Tasarım Başak Karmutoğlu - 27.01.2026 [email protected]Tasarım korumasının temel şartı olan yenilik ve ayırt edici nitelik ölçütlerinin özellikle seri üretime dayalı sektörlerde ve hazır bileşenlerin yoğun olarak kullanıldığı alanlarda nasıl uygulanacağı hususu uygulamada tartışma konusu haline gelmiştir. Gerçekten de ayakkabı, mobilya veya hazır giyim sektörlerinde tasarımların çoğunlukla tedarikçi kataloglarında yer alan standart modellerin sınırlı ölçüde uyarlanması suretiyle oluşturulması, bunların gerçek anlamda “tasarım” sayılıp sayılmayacakları ve özellikle de tasarım koruması için aranan ayırt edici nitelik koşulunu sağlayıp sağlamayacakları gibi sorular gündeme gelmektedir. Konuya ilişkin bir uyuşmazlık yakın zamanda Avrupa Birliği Adalet Divanı tarafından ele alınmıştır.
Dava, AB nezdinde tescilli ve tescilsiz ayakkabı tasarımlarına sahip olan Deity Shoes firması tarafından Mundorama Confort ve Stay Design firmalarına karşı tasarım hakkının ihlali gerekçesiyle açılmıştır. Mundorama Confort ve Stay Design firmaları ise bunun üzerine, Deity Shoes firmasının tasarımlarının esasen Çinli tedarikçilerin kataloglarında yer alan hazır modellerden ibaret olduğunu, yalnızca renk, malzeme ve aksesuar gibi unsurlarda sınırlı değişiklikler yapıldığını, bu nedenle söz konusu tasarımların yenilik ve ayırt edici nitelik koşullarını taşımadığını ileri sürerek hükümsüzlük talebinde bulunmuştur. Sevk eden mahkeme, tasarımların görsel özelliklerinin büyük ölçüde önceden belirlenmiş katalog modellerine dayandığını, tasarımcının hareket alanının maliyet ve seri üretim gerekleri nedeniyle sınırlı olduğunu ve ayrıca söz konusu tasarımların bilinen moda eğilimlerini takip ettiğini belirterek Avrupa Birliği Adalet Divanı’na aşağıdaki soruları yöneltmiştir:
Adalet Divanı, öncelikle 6/2002 sayılı Tüzük’ün 4 ila 6. maddeleri ile 14. maddesini birlikte yorumlayarak, Topluluk tasarım korumasının, eser hukukundaki gibi “yaratıcılık” veya “fikrî emek” temelli bir eşiğe dayanmadığını açıkça ortaya koymuştur. Divan’a göre tasarım hukukunda belirleyici olan unsur, tasarımın estetik veya sanatsal değeri değil, bilgilenmiş kullanıcı üzerinde bıraktığı genel izlenimdir. Mahkeme, Topluluk tasarım rejiminin, tasarımcının asgari bir yaratıcılık düzeyine değil, ürünün bilgilenmiş kullanıcı üzerinde bıraktığı genel izlenime dayandığını belirtmiştir. Buna göre, 6/2002 sayılı Tüzük’ün 4 ila 6. maddelerinden, bu Tüzük ile sağlanan koruma için asgari bir yaratıcılık düzeyinin ispatı gibi ek şartların arandığı sonucu çıkarılamamaktadır. Bu yaklaşım, tasarım korumasının fonksiyonel ve seri üretime elverişli ürünlere yönelen yapısını, eser korumasından bilinçli olarak ayıran sistematikle de uyumludur. Bu sebeple Divan, tasarımların tedarikçi kataloglarında yer alan hazır modellerden türetilmiş olmasının ve yapılan değişikliklerin yalnızca önceden sunulan bileşenlerle sınırlı kalmasının, tek başına ayırt edici niteliğin mevcudiyetini ortadan kaldırmayacağını vurgulamıştır. Ayırt edici nitelik değerlendirmesinde bir ürünün tasarımı ile o ürünün parçalarının tasarımları arasındaki ilişki değil, söz konusu tasarımlar ile önceki tasarımlar arasındaki ilişkinin esas alınacağı belirtilmiştir. Bu yaklaşım, ayırt edici niteliğin, “kolaj” veya “türetme” niteliği taşıyan tasarımların kategorik olarak korunamayacağı yönünde bir anlayışa indirgenemeyeceğini, değerlendirmede her zaman bütünsel izlenimin esas alınacağını göstermektedir.
Kararın en dikkat çekici yönlerinden biri, moda eğilimlerinin tasarımcı özgürlüğü üzerindeki etkisine ilişkin yapılan değerlendirmedir. Divan, teknik işlev veya bağlayıcı hukuki düzenlemelerden kaynaklanan kısıtlamaların, tasarımcının özgürlüğünü kaçınılamaz şekilde daralttığını, buna karşılık moda eğilimlerinin böyle bir nitelik taşımadığını belirtmiştir. Moda eğilimleri doğası gereği geçici, değişken ve yeniliğe açık olup, tasarımcının bu eğilimlerden sapmasına veya onları dönüştürmesine engel teşkil etmez. Bu nedenle, moda trendlerinin varlığı, tasarımcı özgürlüğünü teknik zorunluluklar gibi daraltan bir faktör olarak kabul edilemez. Dolayısıyla Divan, önceki tasarımlarla yeni tasarım arasındaki küçük farklılıkların sırf modaya dayandığı için otomatik olarak farklı genel izlenim yaratmaya yeterli sayılmayacağını veya önemsiz görülmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Yine Divan, bilgilenmiş kullanıcının ilgili sektöre aşina, dikkat seviyesi yüksek bir kişi olup, yaygın moda unsurlarını tanıdığını, ancak bu durumun, moda eğilimlerinden kaynaklanan özelliklerin bilgilenmiş kullanıcı üzerinde yarattığı genel izlenimde daha az önem taşıyacağı gibi bir sonuca sebep olmayacağını belirtmiştir. Bu sebeple de bir tasarımın ayırt edici niteliği değerlendirilirken moda kaynaklı özelliklerin sırf yaygın olmaları sebebiyle genel izlenimde daha az ağırlık taşıdığının varsayılamayacağı; esas olanın, somut olayda yeni tasarımın önceki tasarımlara kıyasla bilgilenmiş kullanıcı üzerinde gerçekten farklı bir genel izlenim yaratıp yaratmadığının belirlenmesi olduğu ifade edilmiştir.
Sonuç olarak karardan aşağıdaki sonuçlar çıkarılabilecektir: