


Patent Hukukunda “Men” Talebinin Ölçülülük İlkesi Çerçevesinde Sınırlandırılması: Alman Patent Hukukundaki Reformun Türk Hukuku Bakımından Düşündürdükleri
Patent Pelin Karaaslan - 18.05.2026 [email protected]Patent hakkı, sahibine buluş üzerinde üçüncü kişilerin izinsiz kullanımını engelleme imkânı veren inhisari yetkiler tanır. Bu yetkilerin ihlali hâlinde hak sahibinin başvurabileceği en etkili yol, men talebinde bulunmak, yani tecavüz teşkil eden fiillerin durdurulmasını ve tekrarının önlenmesini istemektir. Alman Patent Kanunu’nun (“Patentgesetz” - PatG) 139. maddesi de patent sahibine bu imkânı (Unterlassungsanspruch) vermektedir.
Alman hukukunda uzun süre kabul edilen anlayışa göre, patent hakkına tecavüzün varlığı saptandığında tecavüz teşkil eden fiillerin durdurulması ve tekrarının önlenmesi son derece doğal ve gerekli bir sonuç olarak görülmekteydi. Ancak üretim biçimlerinin değişmesi ve özellikle çok bileşenli teknolojik ürünlerin yaygınlaşmasıyla birlikte mesele farklı bir boyut kazanmıştır.
Alman hukukunda değişiklik ihtiyacını doğuran sorun
Otomotiv, telekomünikasyon, tıbbi cihazlar, elektronik ürünler ve yazılım destekli sistemler gibi alanlarda tek bir ürün çoğu zaman çok sayıda patentle korunan teknik unsurun birleşiminden oluşmaktadır. Bu tür ürünlerde ihlal edilen patent, ürünün ekonomik değerini belirleyen esas unsur niteliğinde olmayabilir. Buna rağmen verilen men kararının ürünün tamamının üretim ve satışını durdurabilecek sonuçlar doğurması ciddi tartışmalara yol açmıştır. Özellikle ürünün tali nitelikteki bir teknik unsuruna ilişkin patent ihlali nedeniyle bütün üretim zincirinin etkilenebilmesi, patent hukukunda men talebinin sınırlarının yeniden değerlendirilmesini gündeme getirmiştir.
Alman Federal Mahkemesi’nin “Wärmetauscher” kararı (BGH, 10.05.2016, X ZR 114/13 – Wärmetauscher), bu tartışma bakımından önem taşımaktadır. Mahkeme, patent hakkına tecavüz hâlinde men talebinin esas olduğunu kabul etmekle birlikte, istisnai durumlarda men kararının derhâl uygulanmasının dürüstlük kuralıyla bağdaşmayacak ölçüde ağır sonuçlar doğurabileceğini belirtmiştir. Böylece Alman hukukunda, men talebinin her olayda aynı kapsam ve yoğunlukta uygulanmasının gerekli olup olmadığı tartışılmaya başlanmıştır.
Bu tartışmaların yoğunlaşmasında Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın standarda esas patentlere ilişkin Huawei/ZTE kararı da (ABAD, 16.07.2015, C-170/13 – Huawei Technologies Co. Ltd v ZTE Corp. ve ZTE Deutschland GmbH) etkili olmuştur. Söz konusu kararda Mahkeme, teknik bir standardın uygulanabilmesi için kullanılması zorunlu olan bir patente sahip kişinin, lisans vermeye hazır olduğunu açıklamasına rağmen doğrudan men talebinde bulunmasının belirli şartlarda hâkim durumun kötüye kullanılması sonucunu doğurabileceğini kabul etmiştir. Bu çerçevede Mahkeme, standarda esas patent sahibinin men talebine başvurmadan önce ihlali bildirmesi, lisans görüşmelerinde dürüst davranması ve FRAND koşullarına uygun bir lisans teklifi sunması gerektiğini belirtmiştir. Böylece patent hakkına dayanan men taleplerinin yalnızca patent hukuku bakımından değil, rekabet düzeni üzerindeki etkileri bakımından da değerlendirilmesi gerektiği düşüncesi güç kazanmış; bu durum Alman hukukundaki reform tartışmalarına da yansımıştır.
Alman Patent Kanunu m. 139’da 2021 reformu
Almanya’da 18 Ağustos 2021 tarihinde yürürlüğe giren İkinci Patent Hukuku Modernizasyonu Kanunu ile Alman Patent Kanunu m. 139’da değişiklik yapılmıştır. Değişiklikle birlikte m. 139/1’e, men talebinin istisnai durumlarda sınırlandırılabilmesine ilişkin açık bir cümle eklenmiştir. Güncel hükmün ilgili kısmı şu şekildedir:
“Patentli buluşu 9 ilâ 13. maddelere aykırı olarak kullanan kişiye karşı, tekrar tehlikesi varsa, hakkı ihlal edilen kişi tecavüzün durdurulmasını isteyebilir. Tecavüzün ilk kez gerçekleşmesi tehlikesi bulunduğunda da bu talep ileri sürülebilir. Somut olayın özel şartları ve dürüstlük kuralı gereğince, men talebinin kullanılması tecavüz eden veya üçüncü kişiler bakımından patent hakkının sağladığı inhisari yetkiyle haklı gösterilemeyecek derecede ağır sonuçlar doğurduğu ölçüde, men talebi ileri sürülemez. Bu hâlde hakkı ihlal edilen kişiye uygun bir parasal karşılık ödenir. İkinci fıkra uyarınca tazminat isteme hakkı saklıdır.”
Bu düzenleme, patent hakkını zayıflatan bir hüküm olarak değerlendirilmemelidir. Men talebi, yeni düzenlemede de patent hukukunun temel koruma araçlarından biri olma niteliğini korumaktadır. Kanun koyucunun amacı, men talebini ortadan kaldırmak değil; yalnızca mahkemeye somut olayın özelliklerini dikkate alarak men talebini ölçülülük çerçevesinde değerlendirme imkânı tanımaktır. Mahkeme, men talebini sınırlandırırken somut olayın şartlarını, dürüstlük kuralını ve men kararının doğuracağı sonuçların patent hakkının sağladığı inhisari yetkiyle açıklanabilir olup olmadığını birlikte değerlendirmek zorundadır.
Hükümde öngörülen “uygun bir parasal karşılık” ödenmesi yükümlülüğü de men talebinin sınırlandırılmasının tecavüz fiilini hukuka uygun hâle getirmeyeceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Reformun Türk hukuku bakımından düşündürdükleri
Türk hukukunda patent hakkına ilişkin talepler SMK’nın sınai mülkiyet hakkına tecavüze ilişkin ortak hükümler kısmında düzenlenmiştir. SMK m. 149/1 uyarınca hak sahibi; muhtemel tecavüzün önlenmesini, devam eden tecavüz fiillerinin durdurulmasını ve tecavüzün kaldırılmasını talep edebilmektedir. Patent hakkı bakımından hangi fiillerin engellenebileceği ise esas itibarıyla SMK m. 85 ve m. 86 hükümleriyle belirlenmiştir. SMK m. 85/2’de patent konusu ürünün üretilmesi, satılması, kullanılması, ithal edilmesi veya bu amaçlarla elde bulundurulması gibi doğrudan patent kullanım biçimleri düzenlenmiş; SMK m. 86’da ise patent konusu buluşun uygulanmasını mümkün kılan ve buluşun esasını oluşturan unsur veya araçların yetkisiz kişilere verilmesi belirli şartlarla yasaklanmıştır. Böylece Türk hukukunda patent sahibine, doğrudan ve dolaylı patent kullanım biçimlerine karşı güçlü bir men imkânı tanınmıştır.
Bununla birlikte Türk hukukunda, Alman Patent Kanunu m. 139’da 2021 reformu ile açık biçimde kabul edilen türden, men talebinin ölçülülük ilkesi çerçevesinde sınırlandırılmasına yönelik patent hukukuna özgü bir düzenleme bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle Türk hukukunda patent hakkına tecavüzün varlığının tespiti hâlinde men talebinin hangi durumlarda sınırlandırılabileceği, üçüncü kişilerin menfaatlerinin nasıl dikkate alınacağı veya men kararının doğuracağı sonuçların hangi ölçüte göre değerlendirileceği hususunda açık bir kanuni çerçeve mevcut değildir. (Buluşun dolaylı kullanımı bakımından men talebinin ölçülü şekilde uygulanabilmesine ilişkin kriterler hakkında bkz. Pelin Karaaslan, Dolaylı Patent İhlali, Seçkin Yayıncılık, 2021, s. 206 vd.)
Kanaatimizce günümüz teknolojik üretim yapısı dikkate alındığında Türk hukukunda da bu yönde bir tartışmanın yürütülmesi gerekir. Gerçekten özellikle otomotiv, telekomünikasyon, savunma sanayii, tıbbi cihazlar, yapay zekâ destekli sistemler, yarı iletken teknolojileri ve nesnelerin interneti alanlarında tek bir ürün çoğu zaman yüzlerce teknik bileşenin ve farklı patent portföylerinin bir araya gelmesinden oluşmaktadır. Bu tür karmaşık ürünlerde ihlal edilen patent, ürünün ekonomik değerinin yalnızca sınırlı bir kısmını oluşturmasına rağmen verilecek men kararı ürünün tamamının üretim ve satışını durdurabilecek sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle küresel tedarik zincirlerinin söz konusu olduğu, üretim süreçlerinin çok sayıda bağımsız aktör arasında bölündüğü ve ürünlerin kamu sağlığı, iletişim altyapısı veya kritik teknolojik hizmetlerle bağlantılı olduğu durumlarda, patent hakkının korunması ile men kararının ekonomik ve toplumsal etkileri arasında daha hassas bir denge kurulması zorunlu hâle gelmektedir.