Siyasi Parti İsimlerinde Karıştırılma İhtimali Ve Marka Hukuku Uygulamaları İle Gösterdiği Benzerlikler

Marka Erdem Turan - 04.03.2026 [email protected]

Karıştırılma ihtimali (iltibas) kavramını duyduğumuzda ağırlıklı olarak aklımıza sınai haklar ile ilgili hususlar ve uyuşmazlıklar gelmektedir. Bu alanlar dışındaki bir iltibas örneğine değinmeden önce iltibas kavramına kısaca değinmekte fayda bulunmaktadır. İltibas veya karıştırılma ihtimali (likehood of confusion) genel olarak ve en sade hali ile “ortalama tüketicilerin her iki işaret arasında bir şekilde bağlantı kurması” olarak tanımlanmaktadır.  Öğretide ise karıştırılma ihtimali “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeplerle aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırma tehlikesi” olarak tanımlanabilmektedir.  

İltibas kavramının tabii olarak en çok karşımıza çıktığı alan sınai mülkiyet hukukudur. Özellikle marka hukukunun temel kavramlarından biri olan karıştırılma ihtimali aynı zamanda bu alanda yaşanan uyuşmazlıkların çok büyük bir kısmının da kaynağını teşkil eder. Yargılama süreçlerinde karşılaştığımız sınai mülkiyet uyuşmazlıklarının çok büyük bir kısmı karıştırılma ihtimali temellidir.

Her ne kadar yukarıda da belirttiğimiz üzere karıştırılma ihtimali kavramından bahsedildiğinde ilk akla fikri ve sınai haklar gelse de karıştırılma ihtimali veya iltibas kavramı ile farklı hukuk alanlarında da karşılaşılmaktadır. İltibas kavramının yer aldığı hukuki düzenlemelerden biri de 2820 Sayılı Siyasal Partiler Kanunu’dur. İltibas kavramı bahse konu kanunun 96. maddesinde yer almaktadır.

Siyasal Partiler Kanunu’nun 96. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:

Anayasa Mahkemesince temelli kapatılan veya siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde başka bir siyasi partice kullanılmayacağı gibi, daha önce kurulmuş Türk devletlerine ait topluma mal olmuş bayrak, amblem ve flamalar da siyasi partilerce kullanılmaz.

Yukarıda yer alan madde düzenlemesinin son halini alması, “18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 38 inci maddesiyle, bu fıkrada (birinci fıkrada) yer alan “ve benzeri işaretleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde” ifadelerinin eklenmesi ile gerçekleşmiştir.

Görüleceği üzere, 2014 değişikliği ile madde metnine iltibas kelimesi açık bir şekilde eklenmiştir. Bu madde düzenlemesine göre Anayasa Mahkemesi tarafından temelli kapatılan veya siyasi partiler siciline kayıtlı olan partilerin isimleri vb. ayırt edici unsurlarının karıştırılma ihtimali yaratabilecek şekilde kullanılması yasaktır. Bu maddede yer alan “veya” bağlacı ile bir araya getirilen iki şarttan ilki ile amaçlanan Anayasa Mahkemesi kararı ile temelli kapatılan bir partinin ismi ve ayırt edilmeyi sağlayan sair işaretlerinin kapatma kararının etkisini ortadan kaldıracak veya bu etkiyi azaltabilecek bir şekilde hukuka aykırı kullanımının engellenmesidir.

İkinci amaç ise seçmen tarafından bir partiye oy vermek isterken, karıştırılma ihtimali sonucu yanılarak başka bir partiye oy verme ihtimalinin ortadan kaldırılmasıdır. Bu ikinci durum marka hukukundaki ortalama tüketicinin yanılarak almak istediği marka dışında başka bir markaya ait ürünü satın alması ihtimali ile büyük bir benzerlik taşımaktadır. Elbette ki Siyasal Partiler Kanunu düzenlemesi seçmenlerin iradesinin sakatlanmasının önüne geçilmesi için daha fazla önem taşımaktadır.

Bu hususta bir Anayasa Mahkemesi kararı konunun somutlaşması bakımından değer taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi 2025/7 (Değişik İşler) Esas, 2025/9 Karar sayılı, 08.10.2025 tarihli kararı 14.01.2026 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanmıştır. (Kararın tam metni için bkz.)

Bahse konu kararda, esasa ilişkin bir karar verilmemiştir. İlgili süreci kısaca özetlemek gerekirse;

Öncelikle, “Cumhuriyet Halk Partisi vekillerinin 12/9/2025 tarihli başvuru dilekçesinde özetle; sonradan kurulan “Cumhuriyetçi Milletin Partisi”nin kullandığı isim ve amblemin kendi partilerinin isim ve amblemiyle iltibasa mahal verecek şekilde benzer olduğu ve bu durumun 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırılık oluşturduğu belirtilerek anılan Partinin kullandığı isim ve amblemin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talep edilmiştir.”

Kararda yer alan “İnceleme” bölümünün 5. Maddesinde tarihsel öncelik veya başvuru önceliği  kavramına yer verilmiş ve marka hukukundaki önceki tarihli marka kavramına benzer bir öncelik değerlendirmesi yapılmıştır. Karardaki ilgili ifade şu şekildedir: “Siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarının karışıklığa mahal verecek düzeyde birbirine benzerliği iddiaları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesince siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre inceleme yapılacak ve bu inceleme sonucunda kanuna aykırılık tespiti hâlinde aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilecektir.” 

Kararda ayrıca, “Parti isim ve amblemlerine yönelik ayniyet veya benzerlik iddialarının siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre incelenecek olması ve aykırılık teşkil eden parti isim ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilecek olması, talepte bulunan partinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında tutulan sicile kayıtlı olmasını gerektirdiği gibi isminin ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve parti sicilinden terkinine karar verilmesi istenen partinin de Başsavcılıkça tutulan sicilde kaydının bulunmasını gerektiği” ifade edilmiştir. 

İlgili kararda devamla, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca Anayasa Mahkemesine gönderilen 16/9/2025 tarihli görüş yazısında, Başsavcılıkça tutulan siyasi parti sicil kayıtlarında Cumhuriyetçi Milletin Partisi isminde bir partinin bulunmadığı belirtildiğinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının siyasi parti sicilinde kayıtlı olmayan bir partinin ismi ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin bu aşamada incelenebilmesine ve bu talep hakkında karar verilebilmesine imkân bulunmadığı” ifade edilmiştir.

Bu doğrultuda da “Cumhuriyet Halk Partisinin isim ve amblemine iltibasa yol açacak şekilde benzer olduğu ileri sürülen Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isim ve ambleminin 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek anılan Kanun’un 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYÇOKLUĞUYLA” karar verilmiştir.

Bu durum da marka hukukundaki “tescilli olmayan bir markanın hükümsüzlüğüne karar verilemeyeceği” düzenlemesi ile büyük bir benzerlik göstermektedir. Bu bakımdan da oldukça dikkat çekicidir.

Oyçokluğuyla verilen karara ilişkin karşı oy yazısında ise özetle; “Aleyhinde talepte bulunulan partinin, kuruluş bildirgesini İçişleri Bakanlığına vermekle tüzel kişilik kazandığı, Sicile henüz kaydedilmemiş olmasının, hukuken mevcut olmadığı anlamına gelmeyeceği, bu nedenle, isim ve amblem benzerliği iddiası hususunda “esas yönünden” inceleme yapılması gerektiği” görüşüne yer verilmiştir.

İşbu yazının temel amacı, iltibas kavramının farklı alanlarda da karşımıza çıkabileceğinin hatırlatılması ve kararda yer alan hususların marka hukuku uygulamaları ile benzerliklerine dikkat çekmektir. Anayasa Mahkemesi kararında ilgili kararın “Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca siyasi parti siciline kaydı sonrasında aynı taleple yeniden başvuruda bulunulabilmesine engel oluşturmayacağı” açıkça belirtildiğinden, yeniden başvuruda bulunulması halinde esasa ilişkin verilecek karar, siyasal partilerin isim ve ayırt edici sair işaretleri bakımından iltibas incelemesi konusunda önemli bir emsal karar oluşturacaktır.