FSEK m. 8/3’te Sayılan Kişiler Sinema Eserinin Kurucu Unsurlarından Mıdır?

Sinema Fatma Betül Çakır Çelebi - 04.05.2026 [email protected]

FSEK m. 5 uyarınca tespit edildiği veya gösterildiği materyale bakılmaksızın hususiyet taşıyan birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi sinema eserini oluşturur. O halde sinema eserinin belirleyici unsurları birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi ile hususiyettir.

Hareketli görüntüler dizisi ile kastedilen resim veya fotoğrafların çeşitli araçlar kullanılarak hareket ettirilmesi suretiyle yapay bir canlılık oluşturulmasıdır (Kınacıoğlu, s. 120; Ateş, s. 72). Buna göre, sinema eseri, birbirini izleyen ve hareket eden görüntülerden oluşur (Tosun, s. 68). Bu özellik sinema eserini, durağan nitelikteki resim ve fotoğraf eserlerinden ayırır. Hareketli görüntülerin birbiriyle ilişkili olması gerekir. Buna göre, birbirini izleyen görüntüler, anlam bütünlüğünü sağlayacak şekilde bir araya gelmiş bulunmalı, birbiriyle kopuk veya ilgisiz olmamalıdır (Tosun, s. 71).

Birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisinin sinema eseri olarak nitelendirilebilmesi için sahibinin hususiyetini taşıması gerekmektedir. Sinema eseri yönetmen, senarist, müzisyen, oyuncu, kameraman, ışık şefi, makyaj tasarımcısı gibi çok sayıdaki kişinin ortak çalışması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durum, sinema eserlerinde kimin hususiyetinin aranacağı sorusunu gündeme getirir. Kanaatimizce hususiyet, sinema eserini meydana getiren kişilerin tek tek katkılarında değil, eserin bir bütün olarak ortaya koyduğu etki üzerinden değerlendirilmelidir (Ayiter, s. 62). Zira sinema eseri, farklı unsurların bir araya gelmesiyle oluşan bütün olup, bu unsurların her birinin ayrı ayrı hususiyet taşıması zorunlu değildir. Aksi yöndeki bir yaklaşım, örneğin hususiyet taşımayan bir müzik unsurunun varlığı hâlinde tüm sinema eserinin korunmasını engelleyebilecek sonuçlara yol açabilir. Sinemanın içerdiği tüm unsurlarla beraber bir bütün olarak korunması da aynı sonuca götürür. 

Hususiyetin varlığı değerlendirilirken sinemanın kendine özgü teknik kuralları, konusu gibi hususlara bakılmalıdır (Erel, s.74). Hususiyet yakın ve uzak çekimler, renklendirme, ışıklandırma, ses kullanımı, sahnelerin akışı ve kompozisyonu, konunun özgünlüğü, hareketli görüntüler dizisi ile müzik ve diyalogların uyumu, birbirini tamamlaması gibi unsurlarda bulunabilir (11 HD, E. 2010/11631, K. 2012/2941, KT. 01.03.2012).

Sinemanın türü de hususiyet değerlendirmesinde önem taşır. Tamamen hayal ürünü olan bir sinemada kullanılan teknik, konu gibi hususlarda şekillendirme serbestisi oldukça genişken, belgesel, anlık çekim veya teknik ve öğretici nitelikteki yapımlarda bu alan daralabilir. Bu türdeki yapımlarda ışıklandırma, manzaranın seçilmesi, çekim açısı gibi hususlarda hususiyetin bulunması yeterli olur. Benzer şekilde tiyatro, konser gibi temsillerin tespit edilmesi durumunda da çekim teknikleri, sahnelerin sıralanması, kompozisyonu gibi hususlarda hususiyetin bulunması, bunların sinema eseri kabul edilmeleri için yeterli olacaktır.

Öte yandan doktrinde sinema eseri sayılabilmek için “eserin sinematografi tekniğine uygun olarak meydana getirilmiş olması” veya “senaryo ve yönetmeninin bulunması” gerektiği yönünde görüşler bulunmaktadır. Sinematografik tekniklere uygunluk şartı, 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun’daki tanımlara dayandırılmaktadır (Ateş, s. 77). Ancak söz konusu Kanun sinema eseri ve bunun şartlarını düzenlemek için değil, sinema filmlerinin değerlendirilmesi, sınıflandırılması ve desteklenmesi amacıyla kabul edilmiştir. Bu nedenle, sinema eserinin şartlarının FSEK m. 5 dışında bir düzenlemeye gidilerek genişletilmesi isabetli değildir. Bununla birlikte, bu durum, sinema sanatına özgü tekniklerin önemsiz olduğu anlamına gelmemekte, bu teknikler, sinema eseri üzerinde hususiyetin tespiti için önem arz etmeye devam etmektedir.

Benzer şekilde, sinema eseri sayılabilmek için muhakkak senaryo ve yönetmenin bulunmasının zorunlu olduğu da ileri sürülmektedir (Tekinalp vd., s. 187-188). Bu görüşe dayanak olarak FSEK m. 8/3 gösterilmektedir. Bu görüş uyarınca, sinema üzerindeki eser sahipliği FSEK m. 8/3 ile belirlendiğinden sinema eserinin varlığının kabulü için burada sayılan anlamda sahiplerinin bulunması gerekir. Bununla birlikte, sinema eseri sesli veya sessiz olabileceğinden, her sinema eserinde özgün müzik bestecisi ve diyalog yazarı olmayabilir, ancak yönetmen ve senaristin olmadığı bir sinema eserinden bahsetmek mümkün değildir. Bu görüş, sinema eserinin ancak belirli kişiler ve belirli bir kurgu içerisinde ortaya çıkabileceği varsayımına dayanmaktadır.

Kanaatimizce bu görüşe katılmak mümkün değildir. FSEK m. 8/3’te sinema eseri sayılmanın şartları değil, eser sahiplerinin kimler olabileceği düzenlenmiştir (Nal/Suluk (Karasu), s. 98). Eser sahibinin eseri meydana getiren kişi olduğuna ilişkin FSEK m. 8/1’de yer alan genel kural, sinema eserleri bakımından da geçerlidir. Bu çerçevede FSEK m. 8/3 yönetmen, senaryo yazarı, özgün müzik bestecisi, diyalog yazarı ve animatör tarafından birlikte ortaya çıkarılan sinema eserlerinde eser sahipliğini düzenlemektedir. 

Nitekim FSEK m. 5 uyarınca, günlük olayları tespit eden film ve videoların da sinema eseri olarak korunabileceği kabul edilmektedir. Anlık veya doğaçlama şekilde çekilen, herhangi bir olay akışı tasarlanmamış olan bu tür görüntülerde klasik anlamda bir yönetmen veya senaryodan söz etmek her zaman mümkün değildir. Bununla birlikte, bu görüntüleri çeken ve çekim sürecine ilişkin ışık, çekim açıları gibi tercihleri belirleyen kişinin yönetmen olarak nitelendirilmesi de mümkündür. Fakat FSEK m. 8/3 nedeniyle bu kişiyi muhakkak yönetmen veya senaryo yazarı olarak adlandırma zorunluluğu bulunmadığı kanaatindeyiz.

Bir fikri ürünün FSEK anlamında eser sayılabilmesinin zorunlu unsuru sahibinin hususiyetini taşımasıdır. Bu nedenle, bir eser sahibi olmadan hususiyet şartı da sağlanmış olmaz. Dolayısıyla, ilgili filmi veya videoyu ortaya çıkaran kişi hangi isimle nitelendirilirse nitelendirilsin, ilgili fikri ürüne hususiyetini katmışsa sinema eseri ortaya çıkacak, bu kişi de eser sahibi sayılacaktır. Diğer bir ifadeyle, burada belirleyici olan fikri ürünün FSEK m. 8/3’te sayılan kişiler tarafından meydana getirilmesi değil, onu ortaya çıkaran kişinin hususiyetini taşımasıdır. Nitekim Yargıtay’ın içtihatları da bu yöndedir (11 HD, E. 2009/9247, K. 2011/1622, KT. 14.02.2011; 11 HD, E. 2009/9247, K. 2011/1622, KT. 14.02.201212).

Bu çerçevede, sahibinin hususiyetini taşıyan birbiriyle ilişkili hareketli görüntüler dizisi sinema eseri olarak korunacaktır. Bunun dışında, FSEK’te öngörülmeyen ek şartların aranması, sinema eseri korumasının kapsamını kanun koyucunun iradesine aykırı şekilde daraltacak ve hususiyet taşıyan birçok hareketli görüntüler dizisinin koruma dışında kalmasına neden olacaktır.


KAYNAKLAR:

Ateş, Mustafa, Fikir ve Sanat Hukukunda Sinema Eseri ve Eser Sahipliği, Fikri Mülkiyet Hukuku Yıllığı 2009, C. 1, (Editör: Tekin Memiş).

Ayiter, Nuşin, Hukukta Fikir ve San’at Ürünleri, 1981.

Erel, Şafak N., Türk Fikir ve Sanat Hukuku, 3. Baskı, Ankara, 2009.

Kınacıoğlu, Naci, Sinema Eserleri ve Bunlarda Eser Sahipliği, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, Ali Bozer Armağanı, Ankara, 1998.

Suluk, Cahit/Karasu, Rauf/Nal, Temel, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2023.

Tekinalp, Ünal/Okutan Nilsson, Gül/ Şehirali Çelik, Feyzan Hayal, Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku, 6. Baskı, İstanbul, 2025.

Tosun, Yalçın, Sinema Eserleri ve Eser Sahibinin Hakları, İstanbul, 2013.