Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) birleştirilen Mio ve Konektra (USM Haller) davalarında Aralık 2025’te kararını verdi (Link). Her iki dava da tasarım ve telif kümülasyonuyla ilişkili. Literatürde de beklendiği üzere ABAD tasarım ve telif hukuku arasında tam kümülasyon olduğu yönündeki tutumunu sürdürdü (Link, s.127 vd.). ABAD’a göre tasarım hukukuyla korunan uygulamalı sanat eserlerinin aynı zamanda telif hukuku kapsamında da korunup korunmayacağı incelenirken diğer eserlerden farklı bir ‘hususiyet eşiği’ aranmaz. Söz konusu ürünün işlevsel olması veya tasarım hukukuyla korunuyor olması bu ürünlerin telif hukuku anlamında eser olmasını engellemez. Hususiyetin ürüne yansıtılması ve eserin objektif olarak şekillenmesi / algılanabilir hale gelmesi telif koruması için gerekli ve yeterlidir. ABAD bu tutumunu Cofemel kararında zaten net bir şekilde ortaya koymuştu. Kararda bu açıdan bir sürpriz bulunmuyor. Ancak kararda İsveç ve Alman yüksek mahkemelerinin yorum talep ettiği konular bununla sınırlı değil. Mio ve Konektra davalarında mahkemelerin sorduğu sorulara ve ABAD’ın cevaplarına biraz daha yakından bakalım.
Mio davası da Konektra davası da mobilyalara ilişkin. İsveç’teki Mio davasında davacı Asplund ‘Palais Royal’ isimli bir yemek masası modeli üretip satıyor. Davalı Mio da ‘Cord’ ismiyle ve davacınınkine benzer bir yemek masası pazarlıyor.

| 
|
Davacı Asplund’a ait “Palais Royal” modeli | Davalı Mio’ya ait “Cord” modeli |
Almanya’daki Konektra davasında davacı USM’nin ‘USM Haller’ isimli bir modüler mobilya sistemi bulunuyor. Davalı Konektra ise bu modüler mobilya sistemiyle uyumlu yedek ve ek parçalar ve montaj hizmeti sunuyor. USM, krom borular, küresel bağlantı noktaları ve renkli metal panellerden oluşan ve istenildiği gibi şekillendirilebilen bu modüler yapının bir bütün olarak uygulamalı sanat eseri olduğunu ileri sürerek dava açmıştı.

| 
|
USM Haller’in mobilyası | Konektra’ya ait ancak USM Haller sistemiyle uyumlu mobilya |
Yazımın bu kısmında her iki davada mahkemelerin yorum talep ettiği hususları ve ABAD'ın bu sorulara cevaplarını ele alıp ikinci kısımda ABAD'ın kararına ilişkin değerlendirmelerimi aktaracağım.
Mio davasında (C‑580/23) mahkemenin yorum talep ettiği hususlar temel olarak şu şekildedir:
- Bir uygulamalı sanat eserinin telif hakkıyla korunup korunmayacağı incelenirken eser sahibinin yaratım sürecine ve kendi niyetine dair açıklamalarına mı odaklanılmalıdır? Yoksa doğrudan ortaya çıkan sonuca (ürünün kendisine) mı bakılmalıdır?
- Ürünün hususiyet taşıyıp taşımadığına karar verirken şu durumların önemi nedir:
- Ürünün, piyasadaki yaygın ve sıradan şekillerden oluşması.
- Ürünün, eski bir tasarımın veya güncel bir tasarım modasının (trendinin) uyarlaması olması.
- Ürünle aynı veya benzer olan başka nesnelerin, başkaları tarafından önceden yaratılmış olması veya eser sahibinden tamamen bağımsız/habersiz olarak sonradan yaratılmış olması.
- Bir ürünün diğer bir eseri ihlal edip etmediğini anlamak için benzerlik testi nasıl yapılmalıdır ve hangi seviyede benzerlik aranmalıdır? İncelemede, asıl eserin taklit üründe "fark edilebilir" (recognizability) şekilde yer almasına mı yoksa her iki ürünün uyandırdığı “genel izlenime” mi odaklanılmalıdır?
- İhlal incelemesi yaparken şu durumların hukuki önemi nedir:
- Eserin sahip olduğu hususiyet derecesi. Yani ihlal edildiği ileri sürülen eserin hususiyet derecesi düşükse sonraki gelenlerin buna ne kadar yaklaşmasına izin verilir?
- Hem asıl eserin hem de taklit ürünün yaygın şekillerden oluşması veya bilinen bir tasarım modasının uyarlaması olması.
ABAD’ın bu sorulara cevapları aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
- İnceleme eser sahibinin niyetine veya yaratım sürecinde ne düşündüğüne değil, doğrudan ortaya çıkan nihai ürüne (yani sonuca) bakılarak yapılır. Eser sahibinin niyeti ancak üründe objektif olarak algılanabiliyorsa yani ürüne sirayet etmişse dikkate alınabilir; diğer hususlar sadece yol gösterici olabilir.
- Bir ürünün herkesçe bilinen sıradan şekillerden oluşması, onun hususiyet taşımasını engellemez. Eser sahibi harcıalem unsurların seçimi ve tertibine de hususiyetini katabilir. Sonraki ürün, ilham aldığı önceki eseri doğrudan kopyalamayıp kendi içinde eser sahibinin hususiyetini yansıtan "yeni" yaratıcı unsurlar barındırıyorsa, hususiyet kazanabilir. Piyasada benzer ürünlerin zaten var olması hususiyetin düşük olduğunun bir göstergesi olabilir. Ancak mobilya gibi sektörlerde serbest biçimlendirme alanının dar olduğunu unutmamak gerekir.
- Genel izlenim testi telif hukukunda değil tasarım hukukunda geçerlidir. Asıl eserdeki hususiyet taşıyan unsurlar, taklit olduğu iddia edilen üründe "teşhis edilebilir” (recognizable) bir şekilde kullanılmışsa ihlal vardır.
- İhlal değerlendirmesinde hususiyetin derecesi önemsizdir. Bir eser düşük veya yüksek bir hususiyet seviyesine sahip olsa da eser sayıldığı andan itibaren hukuken tam ve diğer eser sahipleriyle eşit koruma alır. Piyasadaki aynı modanın veya genel tarzın takip edilmesi başlı başına ihlal sayılmaz. Asıl eserdeki hususiyet taşıyan unsurların kopyalanması halinde ihlal olur. Davalı çifte yaratımı ispatlarsa telif ihlali oluşmaz.
Konektra davasında (USM v. Konektra, C-795/23) Alman Federal Mahkemesi'nin Avrupa Adalet Divanı'na yönelttiği 3 temel soru bulunuyor:
- Uygulamalı sanat eserlerinde tasarım koruması ile telif koruması arasında bir kural-istisna ilişkisi bulunmakta mıdır? Bu eserlerin hususiyet taşıyıp taşımadığı incelenirken, diğer eser türlerine kıyasla daha katı şartlar (hususiyet eşiği) aranmalı mıdır? Estetik nitelik aranıyor mu ab ülkelerinde? Bunu mu kast ediyor?
- Bir ürünün hususiyet taşıyıp taşımadığı değerlendirilirken, eser sahibinin yaratım sürecine dair kendi öznel (kişisel) bakış açısı dikkate alınmalı mıdır? Yani eser sahibinin hususiyetini bilinçli (kasten/farkında olarak) katması şart mıdır?
- Eğer hususiyet incelemesinde asıl belirleyici olan şey, sanatsal yaratımın (bu hususiyet mi başka bir şey mi?) eserde objektif olarak ifade edilip edilmediği ise; sonradan ortaya çıkan dış durumlar da değerlendirmeye katılabilir mi? Örneğin; tasarımın sonradan sanat sergilerinde veya müzelerde sergilenmesi ya da profesyonel çevrelerde tanınıp kabul görmesi gibi sonradan kazanılan başarılar, ürünün hususiyet taşıdığını kanıtlamak amacıyla dikkate alınabilir mi?
ABAD’ın Konektra davasında sorulan bu sorulara verdiği yanıtlar şu şekilde özetlenebilir:
- Tasarım koruması ile telif hakkı koruması arasında bir kural-istisna ilişkisi yoktur. Yani tasarım hukukunun uygulamalı sanat eserleri için temel koruma olduğu, telif hakkının ise sadece çok üstün nitelikli uygulama sanat eserlerine bahşedilen istisnai bir koruma olduğu fikri kabul edilemez. Uygulamalı sanat eserlerinin hususiyet taşıyıp taşımadığı incelenirken, diğer eser türlerine kıyasla daha yüksek veya daha katı şartlar aranamaz; tüm eser türleri için aynı hususiyet standartları geçerlidir.
- Bir ürünün hususiyet değerlendirmesi yapılırken odak noktası eser sahibinin yaratım sürecindeki içsel niyetleri veya açıklamaları değil doğrudan ortaya çıkan ürünün kendisidir. Eser sahibinin niyetleri ancak üründe objektif olarak algılanabiliyorsa dikkate alınabilir. Eser sahibinin hususiyetini bilinçli katıp katmadığı da önemsizdir.
- Tasarımın sonradan müzelerde veya sanat sergilerinde sergilenmesi, tasarım ödülleri alması ya da profesyonel çevrelerce kabul görmesi gibi dış faktörler, ürünün hususiyet taşıdığını kanıtlamak için ne gereklidir ne de belirleyicidir. İnceleme yalnızca ürünün meydana getirildiği tarihte var olan koşullara göre yapılmalıdır.