Coğrafi İşaretler ve Geleneksel Ürün Adlarında Neden Rüçhan Hakkı bulunmaz?

Coğrafi İşaret Abdullah Talha Sevindik - 26.01.2026 [email protected]

Rüçhan, üstünlük ve öncelik anlamına gelir. Fikri mülkiyet hukukunda rüçhan hakkı tescille alakalı bir kavramdır ve tescilde önceliğin kime ait olduğunu tayin eder. Sınai hak sahipleri, fikri ürününün piyasada tutunup tutunamayacağını görmek isteyebilir. Yine diğer ülkelerde başvuru için gerekli hazırlıkları yapana kadar belli bir zaman gerekir. Yasa koyucular bu tür durumlar için hak sahiplerine öncelik sağlar ve ilk tescil ile diğer ülkedeki tescil arasında bir başka üçüncü kişinin tescili önlenir.

Telif hakları tescile tabi olmadığı için bunlar açısından rüçhan hakkı bir anlam ifade etmez. Bu doğrultuda Paris Sözleşmesi’nde sınai haklar için rüçhan hakkı öngörülmüşken Bern Konvansiyonu’nda rüçhan hakkı düzenlenmemiştir. Ancak tescil gerektirmesine rağmen coğrafi işaret ve geleneksel ürün adları için de rüçhan hakkı yoktur. Bu noktada belirtmek gerekir ki geleneksel ürün adları coğrafi işaretlerin kardeşi niteliğinde olup coğrafi işaretlere ilişkin açıklamalarımız temel olarak geleneksel ürün adları için de geçerlidir. Zira her iki kurum için de rüçhan bakımından aynı hukuki rejim geçerlidir.

Rüçhan hakkı, Paris Sözleşme’sinde marka, patent ve tasarımlar için düzenlenmesine rağmen coğrafi işaretler için öngörülmemişti. TRIPS’te ise coğrafi işaret düzenlenmesine rağmen Paris Sözleşmesi’ndeki rüçhan hakkı hükümlerine atıf yapıldığı için coğrafi işarete rüçhan öngörülmemiştir. SMK incelendiğinde de görüleceği üzere tüm sınai haklar açısından rüçhan düzenlenmişken coğrafi işaret ve geleneksel ürün adları bundan mahrum bırakılmıştır. TRIPS uyarınca üye ülkeler coğrafi işareti sui generis veya marka kapsamında koruma konusunda serbesttir. Örneğin ABD ve Avusturalya coğrafi işaretleri marka üzerinden korur. Üye ülkeler coğrafi işaretleri marka yoluyla korusalar bile kendi ülkelerindeki coğrafi işaret başvuruları diğer ülkelerde Paris Sözleşmesi anlamında bir rüçhan hakkı doğurmaz.

Acaba bu haklı bir gerekçesi olan bilinçli bir tercih midir yoksa bir düzenleme boşluğu mu söz konusudur? Kanaatimce bu bilinçli bir tercihtir ve bu durum bahse konu hakların niteliğine ilişkin farklılıktan kaynaklanır.

***

Coğrafi işaret bir yöre, bölge veya istisnai durumlarda ülkeden kaynaklanan ve esas özelliklerini bu coğrafi alana özgü doğal ve/veya beşerî unsurlardan alan işaretlerdir. Yani coğrafi işaret koruması, bireysel katkılar sonucu geliştirilen fikri ürünleri değil, aksine doğanın, havanın, iklimin veya o yöredeki beşeri unsurların, yaşam tarzının katkısıyla doğan mahsulleri koruma ve ayırt etme amacı taşır. Coğrafi işaret koruması bu yönüyle diğer fikri haklardan da ayrılır. Zira diğer fikri haklarda temel olarak bireysel katkılar korunur ve kişi fikri ürüne ne kadar bireysel katkıda bulunmuşsa onun karşılığını o ölçüde alır (SULUK, Cahit: Fikri Mülkiyet Haklarının Koruma Kuvveti, Seçkin, 1. Bası, Ankara 2025, s. 116, 324). Bireysel katkının düzeyi korumanın kapsamını da belirler. Kişi buluş basamağını ne kadar aşmışsa, eserine hususiyetini ne kadar fazla katmışsa, tasarımını ne kadar ayırt edici hale getirmişse yani kişi bireysel olarak ne kadar katkıda bulunmuşsa korumanın kapsamı da o ölçüde artar. Markada korumayı haklı kılan ise işaretin “seçimi” ve bu işarete sonradan yapılan “yatırım”dır (Suluk s. 45-46, 222, 304, 321, 326). Fikri mülkiyet haklarının korunması da temel olarak bireysel yaratıcılığın ödüllendirilmesi suretiyle teşvikine dayanır. Dolayısıyla diğer bireylerin bu tür fikri ürünleri tescil ettirme ve tescil konusunda da öncelik elde etme noktasında haklı bir gerekçeleri bulunmaz. Nitekim tescil bir yarıştır ve rüçhan hakkıyla bu yarışa bir düzenleme öngörülmüştür. Coğrafi işaretse bu açıdan bireysel katkı içermez. Özellikle SMK’da marka ile coğrafi işaret ilişkisini düzenleyen hükümler incelendiğinde, örneğin coğrafi işaretin marka tescilinde mutlak ret nedenleri arasında yer alması gibi, hakların niteliğine ilişkin farklılık belirginleşir.

Coğrafi işareti tescil ettiren kişi, diğer sınai haklardan farklı olarak, coğrafi işaretin sahibi olmaz, sadece hakkın takibi konusunda bir yetkiye sahip olur. Hakka dair hukuki işlemler yapılamaz bir başkasına lisans verilmesi söz konusu olmaz. Şartları sağlayan herkes herhangi bir lisans ücreti ödemeksizin söz konusu işareti kullanabilir ve tescil ettiren buna engel olamaz. Tescil ettiren, yalnızca aykırı kullanımları engelleyebilir. Bu yönüyle coğrafi işaret tescili bir inhisar sağlamaz (SMK 44/7). Çünkü coğrafi işaret, bireysel hak olmayıp kolektif haklardandır. Oysa diğer fikri mülkiyet hak sahipleri tekel nitelikli hakka sahip olur ve üçüncü kişi kullanımlarını engelleyebilir. Tescilde öncelik bu yönüyle tam anlamıyla bir yarıştır ve bu yarış sonucunda hakkın kimin tekeline gireceği belli olur. Teklik ilkesi de bu yarışı kızdırır. Aynı fikri ürünü geliştiren bir başka kişi varsa ilk kim başvurursa tekel yetkisini o kazanır; şartların varlığı halinde diğerine ön kullanım hakkı sağlanır (SMK m. 60, m. 87). Coğrafi işarette ise ilk kimin tescil ettireceği bu şekilde bir yarışa konu olmaz. Çünkü aynı ürünün bir başkası tarafından geliştirilmesi mümkün değildir. Bir buluşu birbirinden habersiz iki kişi gerçekleştirebilir, bir markayı iki farklı kişi seçerek kullanabilir ve bunlar arasında tescil yarışı doğaldır. Ancak coğrafi işarete konu ürünlerde böyle bir durum söz konusu olmaz. Buradaki yarış olsa olsa işarete ad verme ve kullanımın denetimi gibi hususlarda olabilir ki bunlar da rüçhan hakkıyla ilgili değildir.

AB nezdinde Türkiye ile Yunanistan gibi Osmanlı bakiyesi ülkeler arasında yaşanan coğrafi işaret tartışmaları da rüçhan hakkının devreye girmesi gereken bir tescil yarışı niteliğinde değildir. Örneğin Feta peynirinin Yunanistan adına tescili sürecinde Almanya, Danimarka ve Fransa, Feta adının jenerik bir peynir adı olduğu yönünde itiraz etmişti. ABAD ise Feta peynirinin Yunanistan’a özgü olduğunu, ürünün coğrafi ve kültürel bağının diğer ülkelerdeki üretimlerle kurulamayacağını belirlemişti (ABAD, 25.10.2005, C-465/02). Görüldüğü üzere buradaki temel sorun rüçhan değil, işaretin tür adı olup olmaması ve hangi kültürel coğrafyaya ait olduğunun tespitiyle ilgilidir.

Ürünlerin öz adları coğrafi işaret olamaz (SMK m. 34/1-b). Bu nedenle birçok tescil yöre adı + öz ad şeklinde yapılır. Örneğin Türkiye’nin AB’deki baklavaya ilişkin coğrafi işaret tescili “Gaziantep Baklavası” şeklinde. Feta davasında ise coğrafi işret tek kelimeden oluşuyordu. Diğer ülkeler bunun ürünün öz adı olduğunu ileri sürmesine rağmen tescil edildi. Görüldüğü üzere, bu tür durumlarda dahi bir rüçhandan söz etmek mümkün değil.

Özetle, coğrafi işaret tescilinde rüçhan hakkı bilinçli bir şekilde uluslararası anlaşmalara ve ülkelerin mevzuatına dahil edilmiyor. Bu ayrıştırma ise coğrafi işaretle korunan ürünlerin sınai haklara konu ürünlerden farklı bir niteliğe sahip olmasından kaynaklanıyor. Kolektif hak niteliğindeki coğrafi işarete konu ürünler doğal ve kollektif beşeri unsurların katkısıyla ortaya çıkarken, diğer sınai haklar bireysel katkı sonucu meydana gelir. Rüçhan hakkı da bu ikinci tür sınai haklara bahşedilmiş durumdadır, zira aynı fikri ürünün bir başkası tarafından geliştirilip tescil edilmesi mümkündür. Markalarda ise “geliştirme”nin yerini “seçim” alır. Bu yarış kapsamında ilk başvurana bir öncelik tanınmaktadır.