Coğrafi İşaret Marka İlişkisi: Maraş Dondurma Örneği

Coğrafi İşaret Ayşenur Maman - 02.04.2026 [email protected]

Bir işaret hem bir ürünün coğrafi kaynağını hem de bir işletmenin ticari kimliğini gösterebilir mi? Türk hukukunda coğrafi işaretler ile markalar arasındaki ilişki, özellikle yerel değerlerin ticarileşmesiyle birlikte daha görünür hâle gelmiştir. Coğrafi işaretler, belirli bir yöreye özgü kalite, ün veya diğer özellikleri garanti eden kolektif işaretlerdir. Buna karşılık markalar, belirli bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğerlerinden ayırt etmeyi sağlar.

Bu çerçevede temel soru şudur: Bir işaretin hem coğrafi işaret hem de marka olarak birlikte var olması mümkün müdür? Her ne kadar bu iki koruma rejimi farklı işlevlere sahip olsa da, uygulamada aynı işaret üzerinde kesişebilmeleri, aralarındaki ilişkinin niteliğini tartışmalı hâle getirmektedir.

Bir coğrafi işaretin sonradan marka olarak tescili kural olarak mümkün değildir. Nitekim mutlak ret sebeplerinden biri olan SMK m. 5/1-i hükmü uyarınca, tescilli bir coğrafi işaretten oluşan veya onu içeren işaretler marka olarak tescil edilemez. Bu düzenleme ile, coğrafi işaretlerin tek bir teşebbüs tarafından tekelleştirilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Aynı doğrultuda SMK m. 48/1 hükmü de, coğrafi işaret tescilinden sonra yapılan marka başvurularının reddedileceğini, tescil edilmiş olmaları hâlinde ise hükümsüz kılınabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.

Peki, tersine bir durumda, yani bir markanın sonradan coğrafi işaret olarak tescili mümkün müdür? Bu sorunun cevabı, özellikle Maraş dondurması örneği üzerinden daha somut biçimde ortaya konulabilir. “Maraş dondurması” 18.04.2018 tarihinde mahreç işareti olarak tescil edilmiştir (Link). Ancak bu tescilden önce piyasada faaliyet gösteren bazı teşebbüslerin “Maraş dondurması” ibaresini marka kapsamında kullandıkları görülmektedir.

Kanun koyucu, bu tür durumlarda önceki hak sahibinin konumunu tamamen ortadan kaldırmamış; aksine müktesep hak ilkesini ve iyiniyetli iktisabı koruma altına almıştır. Bir diğer ifade ile, coğrafi işaret tescilinden önce tescil edilmiş markanın doğrudan hükümsüz kılınması mümkün değildir. Nitekim SMK m. 48/2 uyarınca, coğrafi işaretten önce iyiniyetle tescil edilmiş veya kullanılmış markalar korunmaya devam eder. Böylece birlikte var olmanın mümkün olduğu görülmektedir. Bu hüküm, marka sahibinin kazanılmış haklarını güvence altına alırken, hukuki güvenlik ilkesini de pekiştirmektedir. Bununla birlikte, sistem bu noktada mutlak bir üstünlük ilişkisi kurmamakta; aksine karşılıklı sınırlamalar içeren dengeli bir yapı öngörmektedir.

Nitekim Yargıtay’ın “Maraş Dondurması” coğrafi işaretini konu alan kararında da, önceki tarihli markaların SMK m. 48 çerçevesinde müktesep hak olarak korunması gerektiği açıkça ortaya konulmuştur. (Yargıtay 11. HD. E. 2024/527, K. 2024/8703, T. 05.12.2024) Kararda, bu korumanın iyiniyet temelinde değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca coğrafi işaret tescilinin somut olayda davacı markalarının tanıtımına dolaylı katkı sağlayabileceği ifade edilmiştir. Özellikle coğrafi işaretin markaya dolaylı katkı sağlayacağı yaklaşımı, coğrafi işaret ile marka arasındaki ilişkinin yalnızca bir çatışma alanı olarak değil, belirli koşullar altında birbirini tamamlayan bir yapı olarak da değerlendirilebileceğini göstermektedir.

Sonuç olarak, Türk hukukunda coğrafi işaret ile marka arasındaki ilişki her durumda birlikte var olmayı mümkün kılan bir yapı değildir. Coğrafi işaretin önceliği, sonradan marka tescilini kural olarak dışlamaktadır. Buna karşılık, markanın coğrafi işaretten önce tescil edilmiş olması hâlinde, birlikte var olma iyiniyet şartına bağlı olarak hukuken koruma görmektedir.